Nefsini müdafaa için etraflarının rengini alan kuşlar ve böcekler gibi o da yüzünü, tavrını ve sesini, muhitinin gülmeyen, eğlenmeyen sıkıntılı ifadesine uydurmuştu.
Bizim ordumuz İzmir'e girince evime döndüm. Bahçede iki kadının ölüsünü buldum. Bir tanesi gebe. Karnı süngü ile delinmiş. Ama ben yine de Rumların linç edilmesine tahammül edemiyorum. Biz Müslümanız. İntikam ve zulüm bize yakışmaz.
Harabeler üzerinden geçerken evsiz barksız dolaşan, memleketi kurtarmak için insanüstü emek sarf etmiş olanların manzarası içimi yaktı. Adeta kendi evimin hayalini düşünmekten utanıyordum. Bazen de halkın sabrı ve insanca hareketleri beni avutuyordu.
Bizim kafile, İzmir rıhtımına varıp da denizin mavi suları görününce Mustafa Kemal Paşa'nın "İlk hedefimiz Akdeniz'dir!" diye yapmış olduğu beyanatı düşündüm. Hakikat bu sular, uğrunda ölmeye değer bir hedefti. Fakat Türk askerinin gayesi çok daha derin ve manidardı; su ile, denizle münasebeti yoktu. O gaye, bir milletin yaşamak arzusuydu.