Her Ramazanın ayrı bir rengi, ayrı bir kokusu, ayrı bir biçimi vardır. Her biri kökte ve temelde ayni olsa da, her yılın ramazanı, mevsimlerin boyasına batıp çıka, hâfızada ayrı bir fenomen değerleriyle yaşar.
Manevî varlığımız her tarafından yıkılıp virân edilmiştir. Maddî değerlerimizle ne kadar öğünsek acaba rûhumuzun kurtuluşuna inanabilir miyiz? Başkalarını aldatmakla kendimizi aldatabilecek miyiz? Maddenin üstünlüğü hayatımızı yaşanmaya değerli yapmadıktan sonra, içimizde gizlenen daha iyi yaşamak idealine kavuştuğumuzu söyleyemeyiz. Ruh dünyâmızın dâvacıları bizim insan olan varlığımızın asıl sahipleridir. Onlar ilim, sanat, ahlâk, millet ve Allah sevgileridir. Biz yarınki Türkiye'nin onları hem kalbimizle hem de hareketlerimizle yüceltme idealinin eseri olacağına inanıyoruz.
Mâbet, mektep ve üniversiteden her biri diğerine yabancı, hattâ çok kere garazkâr tavır alan üç müessese hâlinde devam ettikçe millî ruh birliği ancak bir kelimeden ibaret kalacaktır. Bu yabancılıkla garazkârlığın sebebi hakikât araştırmalarını ideal edinen millî hayata bağlı üniversitemiz olmayışıdır.