Okul köyden biraz kenarda yarı taş, yarı kerpiçten yapılmış içi ve dışı çamur sıvalı bir oda, bir aralıktan ibaret toplam yirmi-yirmi beş metre kare toprak bir damdı. Ders araç gereci olarak birkaç tane kırık dökük sıra, yazı tahtası olarak da bir tarafı yumurta ve kurum karışım bir boyayla boyanmış eski bir kapıdan ibaretti. Duvarda bir kısmı yırtık Türkiye haritası, üst tarafında rengi solmuş Atatürk fotoğrafı asılıydı. Öğretmen masa ve sandalyesi yoktu. Şeker sandığından bozma dolapta okul kuyudatı (yoklama defteri, kütük defteri vs) duruyordu. Nereden bakarsanız bakın hoşnut olacağınız bir yanı yoktu okulun. Fakat köy enstitüsü mezunuydum. Öğretmenlerime verdiğim sözümü tutacaktım.
Onlar bize hep derlerdi ki: "oğlum marifet, imkânsızlıklar içinde imkân yaratmaktır. Her türlü imkâna sahip işi herkes başarır. Önemli olan imkânsızlıkları yenmek için imkânlar yaratmaktır." Ben imkânsızlıklar içinde imkân aramaya başladım.