Halil Uludağ

Üç buçuk yıl boyunca sadece bilekle, yürekle değil, akılla ve bilimle verilen bağımsızlık mücadelesi sona ermiş, sıra binlerce Mehmet'in kanıyla yazdığı vatan tapusunu Avrupalılara tasdik ettirmeye gelmiştir. 11 yıl boyunca durmaksızın savaşan, harp meydanlarını yuva bilen Sarışın Kurt, sonunda kılıcını kınına sokar, sandığa kaldırır. Onu asıl ve en büyük kavga beklemektedir. Çünkü bilmektedir ki tarih, kendisinden ders almayanlar için tekerrür eder. İhanetin beslendiği bataklık kurutulmadıkça, bu Türk Milleti'nin verdiği son Kurtuluş Savaşı olmayacaktır. Başkomutan'ın Başöğretmen olma vaktidir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
4 Ekim 1922 Çarşamba 19:00 Mudanya'da görüşmelerin başladığı gün, Batı Cephesi Komutanlığı'nın emriyle 2nci Ordu birlikleri intikallerini hızlandırmışlardır. Ertesi akşam 61nci Tümen İzmit Limanı'na, 1nci Tümen İzmit Derince'ye, Mürettep Süvari Tümeni Kandıra'ya ulaşmışlardır. 4ncü Kolordu da, sadece 23ncü Tümen'i yerinde bırakarak, Sındırgı-Bigadiç bölgesine doğru yürüyüşe geçmiştir. Başkomutan, Trakya sorununun kördüğüm hâline gelmemesi için, Londra'yı biraz daha sıkıştırmak gerektiğinin farkındadır. En önemli silahıysa zekâsı, inadı ve ketumluğuyla İsmet Paşa'dır.
19 Eylül 1922 Salı Saat 10:00 2nci Ordu'ya bağlı 2nci Süvari Tümeni Çanakkale, Kocaeli Grubu da İzmit'e doğru harekete geçer. Mustafa Kemal Paşa Lloyd George'un restini görmüştür. Milletin de, ordunun da takatinin son deminde olduğu bu kırılgan süreçte macera aramayacaktır belki ama İstanbul'dan da, Edirne'den de taviz verecek değildir. "İngiliz için Çanakkale geçilmez, ama Türk için Çanakkale vazgeçilmez!" Ve İngilizlere bir Türk atasözünü daha öğretmenin vaktidir. "Kavgada yumruk sayılmaz!
Örneğin Manisa'da harpten önce 14.773 bina varken, Yunanlar tarafından bunların 13.633'ü tamamen yakılıp yıkılmıştır. Aydın, Nazilli, Karacabey, Bilecik Söğüt, Bozüyük, Pazarcık, Gediz, Çivril tamamen yıkılan şehirlerdir. Küçük kasaba ve köylerde yıkılan bina sayısı 87.699'dur. 13 Eylül sabahı birileri İzmir'i yakarken, Afyon'un batısında Türklerin toplam 141.874 evi Yunan ordusu tarafından yakılmış, yıkılmış durumdadır. 13 Eylül sabahı, 1922 kışını geçirecek bir evi olmayan yaklaşık bir milyon Türk vardır. Yunanlar Afyon'dan çekilirken İzmir'e kadar geçtikleri topraklarda 134.000 at, 64.000 eşek ve katır, 265.000 inek, 230.000 manda, 8.500 deve, 821.000 keçi ve 1.770.316 koyunu da sistematik şekilde öldürmüşlerdir. Hasat mevsimi olduğundan, Afyon'un batısındaki tüm köylerde evlerle birlikte mahsuller, ekinini kaldıramamış köylülerin tarlaları yakılmıştır.
ABD'li Konsolos Park raporunda ayrıca Manisa'nın %90, Turgutlu'nun %90, Alaşehir'in %70, Salihli'nin %60 oranında yok edildiğini, bu şehirlerde yaşananların gelişigüzel, amaçsız ya da kazaen değil, iyi planlanmış, en ince ayrıntısına kadar hesaplanmış bir projenin sonucu olduğunu da yazmıştır. ABD Konsolosu Park ve yabancı temsilciler Alaşehir'deki Yunan mezaliminin izlerini sürerken, taze defin yapılmış mezarlardan bazılarının açılması konusunda ricacı olurlar. Ancak dört haftalık cesetleri ve başlarına gelenleri gözleriyle gördüklerinde Yunanların yaptığı katliam konusunda ikna olacaklardır. Peki ya bulunamayan, kimlikleri tespit edilemeyenler? Aynı ziyarette, Alaşehir'de yıkıntılar arasında, üzerinde et ve saç parçaları yapışmış, simsiyah, kömürleşmiş kol ve kafatasları da bulacaklardır. İşte tam da bu yüzden Yunanların çekilirken ne kadar Türk'ü katlettiğini, Helenizm'in 3,5 yıllık işgal boyunca Türklere yönelik yaptığı sistematik etnik temizliğin sayısal boyutunu bilmek güçtür. Bu yüzden yakmaktadırlar: Ceset yoksa suç da yoktur!