Halil Uludağ

Bu söylediklerimizden şu sonuç çıkar ki, aramızda özgürlük engelleyicilerinin kalmadığına, bizim gibi düşünen ve duyabilenlerle birlikte yaşadığımız yargısına varmak güçtür. O hâlde, görülen bağnazsızlık değil, zayıf, güçsüz bıraktığı bağnazlıktır. Kuşkusuz, düşüncelerin, inançların başka başka olmasından yakınmamak gerekir. Çünkü, bütün düşünceler ve inançlar bir noktada birleşirse, bu, hareketsizlik belirtisidir. Böyle bir durum, elbette istenilmez. Bunun içindir ki, gerçek özgürlükçüler, bağnazsızlığın genel bir karakter olmasını isterler. Fakat, hatta, iyi niyetle de olsa bağnazlık hatalarına karşı, dikkatli olmaktan vazgeçemiyorlar. Çünkü iyi niyetler hiçbir zaman, hiçbir şeyi düzeltememiştir. İnsanların, ruhun rahatlaması için yakıldıklarını biliyoruz. Herhâlde bunu yapan engizisyon papazları iyi niyetlerinden ve iyi iş yaptıklarından söz ederlerdi; belki de gerçekten bu sözlerinde samîmî idiler. Fakat, bu ahmaklığı ya da hıyaneti iyi bir iş kalıbına uydurmak güç değildir, en sonunda bu, bir ad değiştirmek sorunudur. İşte bu nedenledir ki, aldırmazlğı, ilgisizlik derecesine kadar götürmemek önemlidir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bağnazsızlık(Hoşgörü) - Taassupsuzluk(Eski Türkçe)
"Özgürlük, ihtimal ki, zorla kurulabilir; fakat herkese karşı bağnazsızlık göstermekle ve aldırmazlıkla korunabilir. "
Lloyd George'un B Planı
1920 baharında İtilaf güçleri Birinci Dünya Savaşı'nın kazanımlarına Paris'te bir an evvel resmiyet kazandırma telaşındadırlar. Aylardır süren barış görüşmeleri kalabalık heyetler yüzünden sonuçsuz kalmıştır. Öte yandan Ankara'da hükümetini bile kuran Türk direnişini, Mustafa Kemal'in inadını kırmak için atılan adımlar her geçen gün Ingilizleri ve Fransızları daha da karanlık bir bataklığa çekmektedir. Lloyd George'un aklındaki tüm çözümler Kuvayı Milliye'yi askerî güç kullanarak ezmek üzerinedir ama nasıl? Anadolu'da kullanabileceği silahlı güç giderek büyüyen ve Millî Mücadele niteliği kazanan direniş için yeterli değildir. Fransızların başı zaten kendi işgal bölgelerinde derttedir. İtalyanlarsa Yunanlara verilen İzmir nedeniyle ortaklarına mesafelidir ve güttükleri siyaset İngilizlerinkinden giderek uzaklaşmaktadır. Bu şartlar altında Paris'te eski bir dostu kendisini Lloyd George'a hatırlatır: "Bunu biz yapabiliriz sayın Başbakan". Bu istekli aktör Elefterios Venizelos'tan başkası değildir. Yunan Başbakan ordusunun İngiliz stratejisi için kullanılabileceğini söylediği an Lloyd George'un kafasında yepyeni bir plan oluşmuştur bile.
Havza genelgesi
Mustafa Kemal Paşa'nın havzaya geçtikten sonra gerçekleştirdiği faaliyetler Ingilizlerin beklentisinden, Samsun'a gönderilme gerekçesinden çok uzaktır. İstanbul'a Rum azınlığın olayları tırmandırdığına ilişkin raporlar gönderir. Ordu Müfettişi'nin tasarruflarından tedirgin olan İngilizlerin baskısıyla İstanbul Hükümeti 8 Haziran 1919'da Mustafa Kemal Paşa'yı geri çağırır. Artık sahip olduğu geniş yetkileri kullanma şansına sahip değildir. Milletin bir ferdi olarak inisiyatifi ele almak durumundadır. 10 Haziran 1919 günü Havza'dan civar vilayetlere, mutasarrıflıklara ve Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerine bir beyanname gönderir. Havza Genelgesi olarak bilinen bu beyannameyle tüm askerî ve mülki amirlerden bölgelerinde İzmir ve Manisa'nın işgalini protesto eden coşkulu mitingler düzenlemelerini, İstanbul'daki hükümete ve işgal komiserliklerine de protesto telgrafları çekmelerini ister. Bu genelge Mustafa Kemal'in işgale mevcut meşru sistem dahilinde karşı koyma yolunda son girişimidir. Aynı zamanda Millî Egemenlik Belgeleri adı verilecek olan silsilenin de başlangıcıdır. Bu ilk belgenin altında sadece kendi imzası vardır. Yani millî egemenlik sürecini bizzat kendisi başlatmıştır.
Mustafa Kemal Paşa'dan ilk Uyarı
İngilizler Musul petrol havzasının lojistik bağlantılarını birer birer işgal ederken, 3 Kasım 1918 günü bu kez Fransızlar müttefiklerinden hızlı davranarak İskenderun Limanı'na asker çıkarmaya yeltenirler. Mustafa Kemal Paşa ateş açarak şehri savunacaklarını bildirince Fransızlar gemilerinde kalmayı tercih ederler. O sırada farkında olmasalar da bu meydan okuma Mustafa Kemal Paşa'nın işgalcilere ilk uyarısıdır. Krizin büyüyeceğini anlayan Ahmet İzzet Paşa 10 Kasım günü Yıldırım Orduları Grubu'nu lağvederek komutanını da İstanbul'a geri çağırır. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a ulaştığı gün Devlet-i Aliyye'nin 465 yıllık payitahtına daha önce görülmedik bir karanlık çökmüştür. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan donanması İstanbul Boğazı'na girmiş ve Sarayburnu'ndan itibaren şehrin karşısına demirlemişlerdir. Akşam saatlerine kadar gelenlerle birlikte işgalcilerin İstanbul'daki savaş gemisi sayısı 73'ü bulmuştur. Mustafa Kemal Paşa'nın Kartal gambotuyla o gemilerin arasından geçerek Sirkeci'ye doğru giderken söyleyeceği sözler, Millî Mücadele'nin parolası olacaktır: "Geldikleri gibi giderler!"