Halil Uludağ

Kamuoyu
Hükümetin düşüncesi, ülkenin düşüncesini temsil etmelidir. Hükümet, ülkenin düşüncesini anlayabilmek için, bu düşüncenin ortaya çıkmasına yol açan araçlara sahip olmalıdır. 3. İyice bilinmesi gerekir ki, gazeteler, okul kitapları değildir. Aşağı düzeyde kimi insanların para ile yaptırdıkları basın savaşımları vardır. En adî yalanları yaymada basının kullanıldığı olmuştur. Basın ve düşünce özgürlüğünün karşı karşıya kaldığı başka tehlikeler de vardır. Basın ve hatta düşünce cemiyetlerinin, ulusal hükümetin etkisinden kurtularak siyasal ya da ekonomik gizli amaçlara alet olmasından korkulur. Basının para ile satın alınabilmesi, uluslararası yüksek para çevrelerinin, basın üzerinde gizli etkisi ya da yalnız yabancı devletlerin örtülü ödeneğinin etkisi, işte bunların kamuoyunu aldatmalarından ve yanıltmalarından gerçekten korkulur.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Türkler, demokrat, özgür ve sorumluluk duyan yurttaş lardır. Türk Cumhuriyeti'nin kurucuları ve sahipleri kendileridir. Türk, bireysel özgürlüğünden ve çıkarlarından bir bölümünü, anayasada belirlenmiş olduğu kadarını Cumhuriyet'e bırakmıştır. Cumhuriyet, bireyin ona bıraktığı bir kısım özgürlüğü, bireyin ve Türk ulusunun içeride özgürlüğünü ve dışarıya karşı bağımsızlığını sağlamak için kullanır.
Başkasının hak ve özgürlüğü ve ulusun ortak çıkarı bireysel özgürlüğü sınırlandırır. Bireysel özgürlüğü sınırlama devletin de bir çeşit temeli ve görevidir. Çünkü, devlet bireysel özgürlüğü sağlayan bir örgüt olmakla birlikte, aynı zamanda bütün özel çalışmaları, genel ve ulusal amaçlar için birleştirmekle yükümlüdür. "Özgürlük, başkasına zarar vermeyecek her türlü kullanım yetkisinde bulunmaktır. "(*) denildiği zaman, yurttaş özgürlüğünün, yalnız, bunun amaç olduğu, devletin bu amacı sağlamak için bir araç olduğu anlatılmış olur Fakat, bu araçtır ki, ulusun, genel çıkar ve amacını koruyacaktır. O hâlde, bireysel özgürlüğe sınır olarak "başkalarının özgürlüğünün sınırını"(*) gösterirken bireysel özgürlüğün, ulusun genel çıkarının gerektirdiği dereceden daha fazla kısıtlanamayacağı kabul edilmiş oluyor. Bu düşünce basittir, fakat uygulanması çok güçtür. Çünkü, bireysel özgürlüğün derecesi, devlet etkinliğini zayıflatmaması gerekir. Devletsiz bir toplum ya da zayıf bir devlet hayatının sonucu, herkesin herkese karşı savaşımıdır. Bu savaşım, çoğunluğun özgürlüğünü boğmayacak biçimde değiştirilerek gerçekleştirilmesi gerekir. Bu değiştirilme işi, bireyin sorumluluğuna, girişimlerine ve gelişimine zarar verecek ölçüye götürülmemelidir. Yurttaşların girişim ve sorumluluk duyguları ne kadar gelişirse, devlet için o kadar iyidir. Bireysel özgürlükten, ne kadarından özveride bulunulması gerekeceği, içinde bulunulan zamana ve ülkeye göre değişir. Olağanüstü zamanlar, olağanüstü önlemler gerektirebilir. Bir de özgürlüğün kötüye kullanılması, özgürlüğün geçici, fakat geniş ölçüde kısıtlanmasını gerektirebilir. ++++Bütün bu önlemleri ve sınırlamaları tanımak gereği, devlet düşüncesini ve kavramını gösterir. Bu konulardaki önlemlerin şiddetini ve sınırlarının genişliğini
Buraya kadar olan düşüncelerimizi, şöyle bir sonuca bağ layabiliriz: İnsan önce doğanın tutsağı idi, sonra, buna gökten güç ve yetki alan birtakım adamlara tutsak olmak eklendi. İnsan toplulukları büyüdükçe ve devlet durumuna geldikçe, insanlar üzerindeki baskı da o kadar çoğaldı. Devletin başında bulunan adamın hakkı, sınırsız ve koşulsuz, kesin (mutlak) bir güç olarak kabul ediliyordu. Devletin biçimi imparatorluk ya da cumhuriyet olsun, bunun önemi azdı, bireyin kişisel bir hakkı yoktu. Eski zamanlarda, insanların ortaya koydukları uygarlıkların en yüksek dönemlerinde, durum böyle idi. Bireyin hakkı, hükümdarın çıkarına olarak, Tanrısal hak içindeydi. Bu hakka dayanarak, hükümdar, uyruğundaki insanların özgürlüğünü dilediği gibi kullanabilirdi; bu, bireyin hakkına saldırganlık sayılmazdı. Hükümdarın gücü için, dinlerin koyduğu sınırdan başka bir sınır tanımıyordu. Hükümdarın yapmaması gereken şey, Allah'ın yasakladığı şey olacaktı. İnsanlar, düşünsel alanda ilerledikçe, kendi kökenlerini daha çok düşünmeye başladılar; yavaş yavaş onun büyüklüğünü daha iyi anlamaya ve değerlendirmeye başladılar. Doğanın her şeyden büyük ve her şey olduğu anlaşıldıkça, doğanın çocuğu olan insan, kendinin de büyüklüğünü ve onurunu anlamaya başladı. İşte, insanlar bu kavrayış derecesine yükseldikten sonradır ki, doğanın insanda yarattığı, bütün yetenekler, çalışmalarını özgürce yapmak ve özgürce gelişme göstermesi gerekir; bu gereklilik doğaldır; doğanın verdiği haktır, düşüncesine vardılar.
Özgürlük Nedir?
Özgürlük, insanın, düşündüğünü ve dilediğini kesin olarak (mutlak) yapabilmesidir. Bu tanım, özgürlük sözcüğünün en geniş anlamıdır. İnsanlar, bir anlamda, özgürlüğe hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü, bilinmektedir ki, insan, doğanın yaratığıdır. Doğanın kendisi bile kesin (mutlak) özgür değildir; evrenin yasalarına bağımlıdır. Bu nedenle, insan ilk önce, doğa içinde doğanın yasalarına, koşullarına, nedenlerine, etkenlerine bağlıdır. Örneğin, dünyaya gelmek ya da gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. İnsan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, doğanın ve birçok yaratıkların bağımlısıdır. Korunmaya, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye gereksinimi vardır. İlkel insanların, doğanın her şeyinden, gök gürültüsünden, geceden, taşan bir ırmaktan ve yırtıcı hayvanlardan ve hatta birbirlerinden korktuklarını biliyoruz. İlk duygu ve düşüncesi korku olan insanın, her düşünce ve dileğini, kesin (mutlak) olarak yapmaya kalkışmış olması düşünülemez.