Kendi ölümüm konusundaki tercihim, geç olmasıydı... Yirmi... Otuz yıl sonra... belki daha da geç, ama her halükarda hemen, şimdi, Flandres bölgesinin çamurunu yutarak, hem de ağız dolusu, hatta daha bile fazla, bir şarapnel parçasıyla kulaklarına kadar yarılmış olarak öngörülenden daha geç. İnsanın kendi ölümü konusunda bir fikir sahibi olma hakkı da olmalı, değil mi?
Sana hakaret etmiyorum ve de onuruna dil uzatmıyorum, küçük adam. Bana, kendine bakabileceğini ve tanıyabileceğini kanıtlayıp, beni düzeltebilirsen, sevineceğim. Aynen bir ev yapan duvarcı gibi kanıtlar göstermelisin. Ev görülebilmeli ve içinde oturulabilmeli. Gerçekten evler yapmadığını, sadece “ev yapma misyonundan” söz ettiğini kanıtlayacak olursam, duvarcının şöyle bağırmaya hakkı yoktur: “Benim onuruma dil uzatıyor.” Öyleyse, insanlığın geleceğinin taşıyıcısı olduğunu kanıtlamalısın. Artık korkakça “milletin namusu” ya da “proleteryanın namusu” perdesi ardına gizlenemezsin. Çünkü, sen çok fazla açık verdin, küçük adam.
Hedefe ulaşmak için her türlü aracın, adi ve alçakça aracın da, mübah olduğunu sanıyorsun. Ama ben sana diyorum: Hedef, ona ulaştığın yoldur. Bugün atacağın her adım, yarınki yaşamındır. Büyük hedeflere adi araçlarla ulaşılmaz. Bunu her köklü toplumsal değişimde kanıtlamış bulunuyorsun. Hedefe giden yolun adiliği ya da insanlık dışı olması, seni adileştirir ve hedefi de ulaşılmaz kılar.