Güzelliklerimiz, sanatla ilgilendigimizde, sanatın içinde girdiğimizde ortaya çıkar. Edebiyattan, resimden, heykelden, sinemadan -gerçekten sanatsallarsa - öğreneceklerimiz sonsuzdur. Bu kahredici düzende bize mutluluk verenler de onları yaratanlar ve yapıtlarıdır.
-Sezer DURU
Bizi televizyon bağımlılarına dönüştüren, artık parklarda oynamayan çocukları aptallaştıran bu eğilimi şevkle, aşkla tersine çevirmezsek kaybolacağız. Tanrı varsa buna izin vermeyecektir.
İşten arta kalan boş zamanımız çok kısıtlıdır. İşyerindeki sorunları düşünerek alelacele kahvaltı ederiz; üreten insanlar olarak artık öyle bir şekilde yaşıyoruz ki sabahları elimizde bir fincan kahveyle veya biriyle paylaştığımız birkaç bardak mate çayıyla oyalanamaz olduk. Ve işten eve döndüğümüzde arkadaşlarımızla ya da ailemizle buluşma vaktinde veya günbatımının gizemli saatinde doğanın yaptığı gibi sessizliğe bürüneceğimize, bu zamanı o kadar sık televizyon ile kaybederiz ki!
Yüksek standartlarınızdan çok yarar görüyor olabilirsiniz, ama aslında mutsuzsunuz. Buna ulaşmak için kendinizi parçalayıp, yolunuza çıkan herkese öfkelenirken kusursuz mükemmeliyette bir eve sahip olmanın ne yararı olacak? Üst düzeyde bir iş hayatı, hayatınızda zevk ve sevgi için zaman bırakmıyorsa ne işe yarar? Yarattığınız rahatlıklar, onların keyfini çıkarmadığınız sürece ne kadar anlamlıdır?