Siyaset sahnesinde iki büyük bloğun (Cumhur ve Millet/muhalefet) arasına sıkışmak, DEM Parti’yi sürekli bir "pazarlık nesnesi" veya "seçim aritmetiği aparatı" haline getiriyor. Seçim dönemlerinde "kötünün iyisi" mantığıyla ana muhalefete veya dönemsel olarak iktidarın vaatlerine eklemlenmek, partinin tabanındaki ideolojik omurgayı zedeliyor. Kendi bağımsız programını, ittifak hesaplarından bağımsız bir şekilde topluma dayatabilmek. "Biz kimsenin yedek gücü değiliz" duruşunu lafta değil, sandıkta ve mecliste radikal bir şekilde uygulamak zorundalar.
DEM Parti bugün sadece Kürt sorunu, kayyumlar ve cezaevleri üzerinden konuşan bir siyasi yapı olarak algılanıyor. Oysa gölge bakanlıklar (Gölge Ekonomi Bakanlığı, Gölge Tarım Bakanlığı, Gölge İçişleri Bakanlığı vb.) kurarak Türkiye’nin enflasyonuna, eğitim sistemine, dış politikasına ve çevre krizine dair somut, uygulanabilir alternatif projeler üretseler; sadece Kürtlerin değil, Türkiye genelindeki seçmenin de dikkatini çekebilirler. Bu hamle, "Biz sadece eleştirmiyoruz, bu ülkeyi yönetmeye talibiz ve kadromuz var" mesajı taşır.
Kürt siyaseti on yıllardır İmralı (Öcalan) ve Erbil (Barzani) eksenindeki güç savaşları ve semboller üzerinden şekilleniyor. Bu durum, sivil ve legal siyasetin (DEM Parti’nin) kendi iradesini ortaya koymasını engelliyor. Kararlar meclis grubunda veya parti genel merkezinde değil, bu sembolik merkezlerin rüzgarına göre alınıyor. 21. yüzyılda kitleleri karizmatik/geleneksel lider figürleriyle değil, kurumsal akıl, şeffaf diplomasi ve kolektif liderlikle yönetmek gerekir. Bu aktörlere endeksli siyaset, devletin de bu aktörler üzerinden partiyi kolayca manipüle etmesine (örneğin seçim öncesi mektup tartışmaları veya askeri operasyon dengeleri) zemin hazırlıyor.
İçeride ve Dışarıda Yeni Nesil