youtu.be/jkfsNi3XlQg?si=... ŞeydaS Hopa da buluşalım:) Kaptan dedi uşaklar Yavaş salın ağlari Suyun gelinleridur Incitmeyin onlari Hamsi küçük bir baluk Sakın ha aldanmayin Soyu çok kalabaluk Yan gözüyle bakmayun
Kilo almadan hayatı yaşayın. , Doğanın iklimin ve kardenizlinin olgunlaştırdığı bir kültür şarkıları türküleri horonu öyküleriyle balçıkları aşk acılarını hırçın sularda dindiriyor giresun yeşil dağlara yaslanıp Karadenizi seyrediyor Atlas sayı 103 ekim 2001 Aytekin temiz 70 yaşına gelmişti bir gün saçına aklar düştüğünü anlayınca bak dedi Mümtaz abi de 80 yaşında ak saçlı bir amcamızdı bak dedi ölüm madem gelecek o zaman vaktimizi güzelleştitelim diyip  3 eski arkadaş eski ahbap ölüm mutlaka ha bir gün eksik bir gün fazla ama mutlaka geliyor o halde azizim iş aş eş biraz çocuk derken kendimizi unuttuk o halde birazda kendimiz için yaşayalım deyip hayallerini ertelememeye karar verdiler 80 yaşındaki ihtiyar Mümtaz abi yarın yok bugün var diyip benzinin ucuz olduğu zamsız bir günü bekleyip Karadenizin hırçın dalgalarına doğru yola çıktılar doğa iklim ve Karadeniz arabada yavaştan kazım koyuncu işte gidiyorum çalarken 3 ihtiyar her hayal niyet kapısının anahtarıdır diyip beraber kol kola girdiler horon teptiler ilk durak giresun oldu Karadenizin hırçın suları giresunun yeşilo dağlara yaslanan yaslı Karadeniz 3 ihtiyarın ertelenen hayallerini seyrediyordu giresunun en meşhur yerlerinde kahvaltı ettiler muhlamadan enerji mısır ekmeğinden kilo aldılar aradan 5 yıl sonra ağır hastalığa yakalanıp toprak olan mümtaz amca şunları diyordu kendinizi ve hayallerinizi ertelemeyin giresunda fındık toplayın trabzonda hamsi ekmek yiyin kilo almadan hayatı yaşayın
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
En güzel sevgilerle sevilirken örnek almak yok mu yani?
Bugün sevgi ile bir gönderi gördüm. Bunda da ölçüsüzdüm. Ve sevgi en kutsal duygu. Üzerinde çok çalışmıştım: saflaştırmak ve güzelleştirmek için. Her şeyin seviye seviye olduğu yerde sevgiyi ya da başka duyguları tek seviye sanmak çok komik olurdu. Ayrıca kim sevilmek istediği gibi sevmeyi öğrenirdi ki, her şeyi en üste taşımayı?.. Özellikle standart olarak dahi doğru düzgün hiç sevilmemişken. Sevgi adı altında sürekli yara alıp ihanete uğramışken, tabi ki de ben. Kitap indi diye anlamadan okuyan insan, burada doğmuş diye kendini de anlamadan geçen insanla aynı. Bendeki öğrenme isteği, sevgisi ve ilgisi her şeyeydi özellikle bilinmeyi gerektirilmeyenlerden sayılanlara ekstra. Her şeydeki sevgileri gözlemliyordum, güzelini katıp çirkinini ayırıp atıyordum. Özüne inmeye çalışıyordum; sadeliğine, gerçekliğine... Bir de ortada aşk yokken olunca anlamak için nasıl da hevesli ve meraklıydık çünkü gayette aşkın meyvesiyiz. Ve ebeveynlerimiz gibi olmaya (en azından bazı şeylerde) can atardık. Yaşamadan önce bilmek isterdim, bilmeden yaşamak farkında olmamak ya da kaçırmak gibi bir şeydi. Bir de korkunçtu da. Sevgi, gözü kör eder sözü mesela. Aklı işlevsiz bırakacak sevgiden Allah korusundu mesela. Aklı seviyorum çünkü. Çatır çutur sınır dizerken ortada olamazsa ne anladık bu işten? İkisi kullanılarak sevilemez sanki? Tek tarafa ağırlık verme huyum yoktur; ikisinin bir aradalığı daha doğru ve daha güvende hissettiriyor. Hayır bir de beyne ve ahlaka çok önem ve değer veririm. Ve bu yüzden çocukken de olsa sevemeyeceğimi düşünürdüm. (: Sevmek uğruna kör edecek göz yok, severken yumacak göz de. Ki Allah affetsin ama çoğu aptallık körlere bile görünürken işim yaştı. Neyse deyip işi büyümeye bıraktım. Bir de kariyer odaklıydım. Notlarım değerliydi. Sevgilisi olanları görünce "Niye

Asra Zifir

@Kara_Orumcek_Zambagi
·
Denge Arayışı ama pek bulamayış
Kendimi az çok bildim bileli pek dengem yoktu ama genelde aşırılık vardı. Ve bu ne olursa olsun. (: Üzülmek, sevinmek, umut, karamsarlık vs. hep en uçlarındaydım. Bir sınırdan sonrasında ise yine az halim yoktu: Hiçlik vardı. :) O yüzden arası bozulduktan sonra konuşabilen ya da yüz yüze bakabilen insanlara hep şaşırırdım açıkçası. En kötüsü: Yüz yüze gelmek zorundayken dahi onların hiçbir şey olmamış gibi davranabilmeleri. Yüzsüz olabilirler saygı duyuyorum ama ayıbı ya da hadsizliği olmuş olan insanların telafisiz nasıl hayata devam ettiği de meraklarım arasındaydı. Çünkü ben cansız zannedilen eşyalarda dahi bir telafi arayışındaydım. Ki o tarz insanlar genelde sıradan da değil, sözde bize değer verenler oluyor. Ve bir çöp gibi hatta ondan da değersiz muamele gösteriyorlardı, şaka gibi. O kadar mide bulandırıcı ve iğrenç geliyor ki yüzleri hayatımda görebileceğim en tiksinç şey gibi geliyor ve cidden yüzümü buruşturuyordum. Kendimi "dengesiz", "ayarsız" vs. diye nitelendirdiğimde sonralar da asıl sorunun "normal" olarak ele alınmışlar olduğunu gördüm. Benim vicdanım bir olumsuz yüzde veya ses tonunda dahi beni uyutmaz: Kafamı koyup gözden geçirirken belki yoğunluktan arka plana attığım şey "Şuna şöyle yaptın ve haksızdın. Düzeltmedin ki nasıl uyuyacaksın, uykunda ölüp ölmeyeceğin bile belli değilken nasıl uyuyup ertelemeyi göze alırsın? Kendine yakıştırıyor musun, Allah seni her an gözetirken bu yanlışını görmediğini mi sanıyorsun? Düzelt sonra ne yaparsan yap." şeklindeydi. Dışarıdan çok ters, dediğim dedik, umursamaz, donuk, gıcık, belki ruh hastası modumdayken dahi dikkatli olmaya çalışırdım: Belirdiğim bir standartlık durumu vardı ve yabancı olan herkese o modu yansıtırdım. Sanırım ölçüyü nadiren başardığım en güzel olaylardan biri de bu. Biraz saldırgan
Duygu ve Düşünce
Deli gönül, neyi özler durursun? Acınacak dostun, cananın mı var? Dünya yansa yorganın yok içinde, Harap olmuş evin, dükkânın mı var? Hatır, gönül bulamazsın birinde, Dama dedi dişisinde, erinde, Vatan dedikleri yangın yerinde, İnsanlığa hâlâ imanın mı var? Nene yetmez senin şu kuru kaval? Pir aşkına sıkıldıkça durma, çal.Malta'daki kurnazlardan ibret al, Paran mı var, bağın, bostanın mı var? Sana giren, çıkan nedir, be dürzü? Be Allah'ın numunelik öküzü! Ben mi yuttum on dört bin okka düzü, Bekri Mustafa'dan fermanın mı var? Ne uymazsın zamaneye be domuz? Kırk senedir.... ne verdin omuz Nâzır olmuş desem sana ıstakoz, Reddedecek kılıç, kalkanın mı var? Çünkü neden? Dalyanın yok, ağın yok, Bir tek hamsi kızartacak yağm yok. Ocağın yok, dalın yok, budağın yok, Yoksa Gökalp gibi Turan'm mı var? Uyanmadın gitti, dalgın uykudan, Sana ne be âlemdeki kaygudan? Dem vurursun siyasetten duygudan, Beynelmilel bir imtihanın mı var? Feylesofum dedi herif, pap çıktı, Nâzır oldu, saman sattı sap çıktı. Reçetede şurup yazdı, hap çıktı,
Şiir
Yol günlükleri 1
Münih ve Stuttgart Bugün rahipler şehri olarak bilinen Munih'de idik. Düz bir şehir. Tarihi.bolge çok iyi korunmuş. Almanya 16 eyaletmis. Bu eyaletlerden biri olan Bavyera eyaletinin başkenti durumunda. Özellikle kendin meydanı olan meydanda bel diye mesclis binasini izlemeknkeyifli. Kentin kalbi de orada atıyor denebilir. Çok büyük kiliseler var belki onlara katedral de debebilir. 2 Ludwing in sarayi ise ayrı bir güzel. Opera binası da görülesi yerlerden. Oradan sonra Stuttgart a gectik sadefe yemek için uğradık desek belki daha doğru olabilir. Ugradigimiz yer tam bir Türk mahallesi olmuş işletmelerin tamamı turkxe levha ile dolu. Tatlar bizden hatta aynısı köfte ekmek sucuk ekmek hamsi ekmek kokoreç her şey mümkün. Yurtdışında en büyük sorun genelde yemek meselesi oluyor. Stuttgart daha çok bir sanayi şehri. Munihte BMV var burada ise AuDi ve Porshe ayrıca bu kendin anlamı da kisraklar ülkesi anlamına geliyormuş. Geçmişte de en iyi atlar burada yetiştirilir ordunun hizmetine sunulurmuş şimdi de araçlarla bu gelenek devam ediyor diyorlar.
Balina kovalayan çılgın hamsi DPDJRÖDPDDKDK