Ama gözlerini kaldırıp bana bakacak olsa suskun görkemi küçüklüğümün bilincine varmaya çağırıyordu beni. Kocaman bir yunusun karşısında bir hamsi gibi kalıyordum.
Her şey oturuyor yerli yerine
Zambak kokusu
Hamsi sisi
Nergizli yazı
Acı su
hepsi
Bir tek o kız
Beyzi yüzlü ak tenli
Perçemi gözüne giren
Gül yaprağı dudaklı
O kız
Hala aşıksın
Hamidiye yokuşu’nun
Başında
Kör çeşmenin taşına
Oturmuş
Bekliyorsun.
Mesela ben isterdim eve bir kilo hamsi alıp geleyim. Nurten birkaç meze yapsın. Meze de yapmasın be, peynir kavun keselim. O balıkları pişirsin, ben salata yapayım. Çok değil birer kadeh koyalım, içelim. Hadi tamam o içmesin isterse, ben içeyim, o yanımda otursun. Televizyonda Samime Sanay olsun... "Söyleme bilmesinler..." diye başlasın şarkıya. Nurten eşlik etsin.
Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme'sinde tarçın çokça zikredilir. Evliya Çelebi, tarçının bugün bize aykırı gelebilecek farklı kullanımlarından bahseder. Yazdığına göre padişahlar için hazırlanan tavuk çorbasında ve Trabzon'da hamsi pilakinin yapımında tarçın kullanılır. Osmanlı mutfağında 15. asırdan 18. asra kadar balık yahnilerine ve çorbalara tarçın ekildiği başka kaynaklarda da yazar.
Senin için şiir yazacaktım İstanbul
İsmini ağrı koyacaktım.
Oysa bir şiir neydi sanki
Yer içer sevişir miydi sanki bir şiir
Hamsi ısmarlar mıydı mesela bir şiir insana?
Fotoğraf çektirebilir miydi mesela hipodromda atlarla?
Rakı içebilir miydi Samatya'da
Bir şiir uyur muydu kuş gibi
Başını alıp da kanatlarının altına?
Oysa bir şiir neydi sanki
Ben seni ciğerimin köşesindeki arıza kadar sevdim
Bir şiir seni bu kadar sever miydi sanıyorsun İstanbul?