《 ÜŞÜYEN ELLER DİVANI 》
Puan vermedi·72 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2026 21:53
Bazı şiir kitaplarını okuduğumda, kitabın vazifesinin "emr-i bi'l ma'ruf nehy-i ani'l münker" olduğunu hissediyorum. Said Yavuz'un "Üşüyen Eller Divanı" kitabı, tam olarak böyle hissettirdi. İyiliği, güzelliği amaç edinmiş birinin kaleminden sızanlar; insana, duygulara, gönüle, hayat imtihanlarına karşı Kur'ani yani ahlaki bir istikamet çiziyor. Yazarı tanımıyorum ama okuduğum dizeler beni böyle düşündürdü. Divan kelimesinin anlamlarını araştırdığımda, bu kelimenin burada tasavvufi manada kullanıldığını düşündüm. Şiirleri okuduğumda ise daha iyi anladım ki şair, "Bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; ahiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi." (Ankebut-64) ayeti sırrınca, bu dünyayı üşünecek bir yere benzetiyor ve "Üşüyen ellerimle divanına geldim Rabb'im" anlamında kullanıyor. Hakikaten şiirler de bu kitap başlığının derin anlamlarını ifade ediyor. Şair kitaba, "Yeniden Başlayanlar İçin Bir Sabah" isimli şiiriyle başlıyor.Aşk-ı ilahiye ulaşabilmenin ilk şartı imandır. Şair bu şiirle sadece imanın önemini anlatmıyor, Rabb'imizin imanımıza güç katması için münacatta bulunuyor. Öyle bir iman istiyor ki; "Ateşin inanması gibi yakamayacağını İbrahim'i" dizesiyle bu isteğini anlatıyor. Sırat-ı müstakim'de daim kalabilmek için güç istiyor. Tirmizi'den aktarılan bir hadis-i şerife göre Peygamberimiz (sav) diyor ki: “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı/dirençli davranıp Müslümanca yaşayan kimse, avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.” İşte şair bu zorluğun hissini anlatıyor, izah etmeye çalışıyor. Koru avucunda tutarkenki o yakıcı hissiyatı aktarıyor. "Bir mısra yazıyorsun neler sığıyor içine" diyen şair, anlatmak istediklerini üst
Şiir
Üşüyen Eller DivanıSaid Yavuz · Muhit Kitap Yayınları · 2021117 okunma
9/10
·324 syf.··
2025 50. kitabı
Kitap genel olarak 1900'lü yıllarda Çankırı'da yaşamış şair ve tasavvuf erbabı Ahmet Mecbur hakkında araştırma yapan bir ikiliyi anlatıyor. Önce Ahmet Mecbur'un çoktan viran olmuş kütüphanesini sonra divanını, evini, torunlarını, en son da mezarını arayarak hikaye devam ediyor. Bu esnada bütün bir şehrin tarihininden, ilim ve kültüründen ayrıca bugününden bahsediyor. Sadece bir roman değil gerçekten şehre verilmiş dünü bugününe bağlayan nadide bir eser. Anlatı yer yer geçmişe dönerek Ahmet Mecbur'un bakışından kaleme alıyor. Oğlunun Çanakkale'de şehit olması üzerine yazdığı şiiri, ruh halini ustalıkla anlatıyor. Yolu Çankırı'dan geçen, geçmeyen tarih, tasavvuf ve şehir tarihine dair merakı olan veya sadece güzel bir roman okumak isteyenlerin değerlendirmesi gereken bir kitap.
Hamuşan - Yitik Şehrin RomanıOrhan Kemal Karakuş · Çankırı Valiliği Yayınları · 20127 okunma
Reklam
10/10
·172 syf.··
Beğendi
·
2025 116. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2025 00:00
"GİZEMLİ KIZ" "Asıl korkusu değişmek olan ve en ufak zerresine dahi kapısını şiddetle kapatan zifiri cehaleti hiçbir ışığın aydınlatamayacağının farkına varmak kadar insanı çaresiz ve umutsuz hissettiren bir şey yoktu." Hayatınızda aniden beliren gizemli bir gölge size eşlik etse neler hissederdiniz? Mezarlıklar… Aslında bize hiçbir zararları yoktur ama önünden geçerken bile içimizi ürpertir. Hele ki gece yarısı sessizlik içinde bir mezarlığın ortasında olduğunuzu hayal edin… İşte Gizemli Kız tam da böyle bir atmosferde başlıyor. Romanın merkezinde Hüseyin var. Eşi Ümmü ve çocuklarıyla mütevazı bir hayat sürerken, geçimini mezarlıkta bekçilik yaparak kazanan sıradan bir adam. Küçük kulübesinde, çayını yudumlayarak nöbetlerini geçiriyor. Ta ki bir gece, güvenlik kameralarında beliren gizemli bir gölge hayatının akışını değiştirene kadar. Halil ve Hüseyin… İki mezarlık bekçisi. Gündüzleri Halil, geceleri Hüseyin görevde. Her nöbet değişiminde selam vermekle yetinen, birbirlerini içten içe kıskanan iki adam. Çünkü mezarlıkta yükselebilecekleri en üst makam olan amirlik, Abdulkadir amirin emekliliğiyle birlikte boşa çıkacak ve kimin bu göreve geleceği en büyük merak konusuydu. Hüseyin’in sıradan geceleri ise bir anda değişmeye başladı. Önce anlam veremediği bir farklılık hissetti. Sonra kameradan duvarın üstünde beliren bir gölge gördü. Ertesi gece aynı gölge yine göründü, sonraki gece de… Peki bu gölge neydi? Bir insan mıydı, yoksa bambaşka bir şey mi? Hüseyin için iş artık basit bir bekçilik olmaktan çıkmıştı. Bir yandan bu sırrı çözmek istiyor, bir yandan da “devlet işi” dediği görevini kaybetme korkusu taşıyordu. Gecenin bir yarısı, sessiz mezarlıkta beliren bu gölge onun aklını da kalbini de altüst etmişti. Başta bir ruh ya da cin zannettiği bu gölgenin aslında
Edebiyat
Gizemli KızBehiye Işın · Ayrıkotu Yayınları · 06 okunma
Ölümü öpen Derviş
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2023 7. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 03 Temmuz 2023 21:21
Üç ateş: Nâr,har,hamuş. Ha: Hallac Mim: Mevlâna Şin: Şems... Hamuştu onlar. En sevgiliye sevdalıydılar. Aşkın uzun yol arkadaşları. Tüm kötülükleri güzellikle savuşturanlar,susanlar,iyilik kardeşleri,aşka namzet secde kardeşleri,susayanlar,ölüm sözcüğünü aşkın soluğundan içenler... Hamuşân. Bezmiş Elest'te emanet aldıkları o "söz" sancağına kanlarını akıtanlar. Söz verdiler.o Söz gününe kadar susuyoruz işte .... Hamuş,yani susmak. Susmak halvetti Hira'da,susmak En'el Hak'tı Hallac-ı Mansur'da. Ve susmak visal orucuydu maşukta,iftarını şehadet şerbeti ile açan Şems misali. Kitabın tüm serileri elimde olmadığı için 4. Serisinden başlayıp okumak nasip oldu,içeriğini çok beğendim. Şems'in dilinden Hallac-ı Mansur"un aşka suskunluğunun karşısında nasıl dalları koparılan bir ağaç misali kırıldığını, mevlana"ya Hamuşum derken aslen aşkın diliyle susmayı öğretti.
Aşkın Gözyaşları 4 -  HamuşSinan Yağmur · Karatay Akademi · 20132,923 okunma
Usta Konuşmak İstiyor
Puan vermedi·168 syf.··
2022 1. kitabı
Usta Konuşmak İstiyor, Ali Ayçil’in dördüncü deneme kitabı. Kitap, içinde küçük hikâyeleri barındıran denemelerden oluşuyor. Usta Konuşmak İstiyor’u açar açmaz Arzuhal isimli önsöz niteliğinde bir deneme ile karşılaşıyoruz. Ayçil, kendisi gibi günlerin çıraklığını yapan ve hiçbir zaman büyük bir hikâyesi olmayan okurlarına hitap ettiği Arzuhal başlıklı yazısında kitabın ismine atıfla şöyle diyor; “Kitabın adı seni yanıltmasın. Bir şairin başına gelebilecek en büyük talihsizlik, birilerinin onun artık bir usta olduğunu söylemesi, bundan daha beteri de kendi ustalığını ilan etmesidir! Sayfalar arasında konuşmak isteyen ustanın kim olduğunu göreceksin zaten.” Cesare Pavese bir insan için başarısızlığın en acısının büyük işleri gerçekleştirememek değil, bir yuva kurmak, bir dostluğu, mutlu bir ilişkiyi sürdürmek gibi küçük şeylerdeki başarısızlık olduğunu söyler. Ali Ayçil de hiçbir zaman büyük bir hikâyesi olmayan, ısrarla küçük hikâyelere derin bir bağ ile bağlanan, sıradan olanın albenisine sadık kalan kimselerin hayatlarına yani başarısızlığın en acısını tecrübe edenlere denemelerinde yer veriyor. Hamuşan bölümünde hayata karşı bir şekilde mağlup olanların hikâyeleri yer alıyor. İç Ülke bölümünde yazarın, çevresinde olan bitenlere nasıl yaklaştığını görüyoruz. Raf Günlüğü bölümünde ise Dino Buzzati’den Genceli Nizami’ye, Thomas Bernhard’dan Mitat Enç’e, Cioran’dan Tolstoy’a kadar daha birçok aşina olduğumuz isimle karşılaşıyor ve bu isimlerin Ayçil’in anlam dünyasındaki yansımalarına şahit oluyoruz. İyi bir gözlemci olan Ali Ayçil insana, mekâna, mevsime ve etrafımızda gördüğümüz daha nice şeylere farklı zaviyelerden bakarak adeta okurunun zihninde yeni bir pencere açıyor. Gündelik hayatın fark etmediğimiz taraflarını, etrafımızda dikkate değer görmediğimiz kişilerin
Deneme, İnceleme
Usta Konuşmak İstiyorAli Ayçil · Dergah Yayınları · 2020319 okunma
Bir Tatlı Huzur
9/10
·415 syf.··
Beğendi
·
2021 26. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2021 09:19
Türk Edebiyatı deyince akla gelen ölümsüz isimlerden biri Tanpınar. Duru ve tane tane anlatımıyla karakterleri ustaca konuşturmayı biliyor. Çok net tipler çizmiş. Ayrıntıları paragraf yaparken de bunu, sıkmadan kotarmış. Çatıyı kurmuş evi yapmış içinde huzurla oturuyorsunuz. Saatleri Ayarlama Enstitüsü de keyif aldığım bir okuma sunmuştu. Huzur da tatmin edici. Dil biraz eski kelimelerle yüklü olsa da google sağ olsun hemen imdada yetişiyor ve keyifli bir dil ziyafetine dalıyorsunuz. Kendimizi okumak, etrafınızı saran bir ipi tutarak yürüdüğünüzü hissettiriyor. Yabancı olmadığınız bir çevrede güven duymamız gibi. Bu romanda, bir imparatorluğun arta kalanlarından doğan yeni ülke ve sosyal manzarası, Mümtaz ve Nuran’ın aşk hikayesinin panaroması olmuş. Tanpınar cumhuriyetin ilk aydınlarından. Öğretmen, şair, romancı, öykücü, bilim insanı. Edebi yönü oldukça güçlü bir kişilik. Yahya Kemal’in öğrencisi ve fikirlerinde onun etkisi malum. Ayrıca Proust’u çok sevdiğini de -eğer Proust tecrübeniz varsa- gözlem ve karşınıza kelimelerle bir film sahnesi çizebilme gücünden anlıyorsunuz. Sayfalar arasında Tanpınar’ın kendi hayatından motifler de gözden kaçmıyor. Musikiye düşkünlük, tasavvufî dünya görüşü, yaşadığı/gezdiği şehirler ve manzarları bittabii ki İstanbul; İstanbul da bir canlı gibi zamanda yüzer Tanpınar’da… İstanbul yürür gözlerinizin önünde, işveli bir kadın gibi, adımlarını sayar, bakışlarınızı ayıramazsınız ondan. Huzur romanında da şiirsel bir dille nefis bir ziyafet sizi bekliyor. Youtube’dan da ‘Mahur Beste’yi açın, takın kulaklığınızı, oh…! Güzel eserler hakkında fazla gevezeliğe mahal yok. Zamanla dem alan kalıcı eserlerden biri. Hülasa okunmalı… Zaman mefhumu Tanpınar’ın eserlerinde en çok hesabı tutulan, muhakemesi yapılan, vurgulanan ve üç noktayla
Edebiyat
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,4bin okunma
Reklam