Sizce ben katmış mıyımdır bir güzel dildâre renk. Ol cringe ağyar nasıl vermiş acep şol nare renk... Çarçabuk iş güç bırak bak mey verir huşyare renk. Gül cemalinden görüp almış cihan-ı kare renk. Gonca-i lutfuyla bulmuş, dertli dil bir pâre renk. Şadumândım "bundanım olsaydı" der her bir civân. Verdiğin vibe'dan mı böyle suskun oldu hamuşan Adem olançün bu çoktur şavkı etme sen ziyan... Enis Özel
Kuantum bilgisayarların, bugün güvenli kabul ettiğimiz tüm asimetrik şifreleme yöntemlerini (RSA, ECC gibi) milisaniyeler içinde kırabileceği bir gelecekte, "dijital varoluş" bir varlıktan ziyade bir yükümlülüğe, hatta bir prangaya dönüşecek. "Sistemin dışına çıkmayı" başaranlar için bu süreç bir özgürleşme alanı açıyor: ​1. Kuantum Sonrası "Sıfır Güven" Çağı ​Kuantum hızıyla işlenen veriler, geçmişteki en ufak dijital ayak izinizi bile bugünkü kişiliğinizle eşleştirebilir. Şimdiden anonimleşen veya dijital izini bilinçli olarak yöneten bireyler, sadece devletlerin veya dev şirketlerin denetiminden kaçmıyor; aynı zamanda "geçmişin rehinesinden" kurtuluyorlar. Gelecekte güvenin tek kaynağı dijital kayıtlar değil, yüz yüze ve fiziksel gerçeklik olacak. ​2. Sanal Başarı Putlarının Yıkılması ​Sistem, bireyi sürekli "beğeni", "takipçi sayısı" veya "dijital itibar" gibi ölçülebilir ama yapay metriklerle ödüllendiriyor. Bu sanal başarılar, kişiyi sistemin içinde tutan birer uyuşturucu görevi görüyor. Dijital ayak izini silen biri: ​Rekabetin algoritma tarafından belirlenmediği, ​Başarının veri setlerine hapsolmadığı, ​Kendi değerini "ekranın dışındaki" üretimleriyle belirlediği bir alana geçer. ​3. "Hamuşan" Sessizliği ve Dijital Görünmezlik Dijital dünyada "sessizliğe bürünmek", aslında en büyük gürültüyü yapmaktır. Herkesin bağırdığı ve izlendiği bir yerde, görünmezlik en büyük lükstür. Kuantum çağı başladığında, elinde sadece fiziksel kâğıdı, mürekkebi ve bağımsız zihni olanlar; şifreleri kırılmış, mahremiyeti kalmamış kitlelere göre çok daha dayanıklı kalacaktır. ​Sistemin sunduğu o "parlak" ama boş vaatlerden vazgeçmek, bir tür entelektüel dervişlik gerektiriyor. Zekâyı sadece sistemin bize sunduğu sorunları çözmek için değil, bizzat sistemin kendisini bir sorun
1000Kitap
Reklam
Dijital kültür her geçen gün etki alanını daha da genişleterek insan-insan ilişkisinin mahiyetini dönüştürüyor. İslam'ın birliktelik biçimi olarak önerdiği cemaatin yerini önce modern sosyolojinin önerdiği ulus-devlet yurttaşlığı (ki burada yurttaşlık, ulus devletin kutsallarını takdis ve tebcil eden,onu yeniden üreten, bilimi yegane referans alarak sosyal gerçekliğini inşa eden kişi(ler)dir.), şimdilerde ise "dijital sürüler" alıyor. Görüntü aracılığıyla ayartılan zihin, sözün hikemi, irfani doğasından haberdar olamıyor. Duygular "meta"laşıyor. Yapay zeka tarafından kayıt altına alınan hayatlar, organik zekanın hafızasından kayboluyor. Gündelik hayatı kolaylaştırdığı gerekçesiyle adımıza karar(lar) alma imtiyazı kazanan makineler irademizin mahvolmasına yol açıyor. Böylece düşünen değil nasıl düşüneceği önceden belirlenen bireyler haline geliyoruz. Aygıtlar üzerinden kurulan ilişkiler insanî yanımızı çürütüyor. Ölüm gibi en sarsıcı haberler bile görüntüler arasında kaybolup gidiyor."İzleyici"( dikkat buyurunuz "şahit" değil) ibret almaya fırsat bulamadan bir başka görüntüyle karşılaşabiliyor. Böylece bir yandan "zihinsel teşevvüş"(zihinsel karışıklık) hali ortaya çıkarken diğer yandan akletmenin ana karargahı olan kalp katılaşıyor. Kâmil Ergenç #bookstagram #modernçağ #hamuş #hamuşan #vaktigaribealemimuhal
Semti hamuşan, suskunlar mahallesi demek. Eskiler, mezarlıklar için kullanırdı bu deyimi. Çünkü bilirlerdi ki ölüm, insan için bir uyku, kısa bir sessizlik demekti. Arapça semt ve Farsça hamuş “susmuş” sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur.
1000Kitap
Hamuşan Mevlevi tâbirlerindendir. Konya'da Mevlâna'nın türbesi haricinde ve kıble cihetindeki büyük kabristana verilen isimdir. · Sessizler, susmuş olanlar, uykuda olanlar
1000Kitap
Solda Sıfır, Gül Yaprağı ve Suskunlar Meclisi
Timurlu soyunun son büyük hükümdarı olan Hüseyin Baykara, Türk kültürünün parlak bir düzeye ulaşmasında önemli rol oynamış olması ve Türk dilini ve kültürünü korumasıyla tanınır, Sultan Baykara Çağatay Türk Edebiyatı ve Türkçe'nin itibarının hükümdârlığı döneminde artmasını sağlamıştır. Şair Sultan Hüseyin BAYKARA Hükümdar Baykara, Türkçe bir divan yazmış, şiirlerinde Hüseynî mahlasını kullanmış, küçüklüğünden itibaren birlikte büyüdükleri çocukluk ve mektep arkadaşı Ali Şir Nevâi ile Türkçe’nin devlet ve edebiyat dili olması için çalışmış, Türkçe yazmayı emreden ferman çıkarmıştır. Hüseyin Baykara bilgin, şair ve hattat olması yanında bestekâr bir musikişinastır. 37 yıllık hükümdarlığı sırasında san'ata ve sanatçılara büyük destek vermiş, şair, ressam ve tarihçilerin de arasında bulunduğu pek çok ilim adamını himaye ederek Herat’ı bir kültür ve sanat merkezi hâline getirmiştir. Himaye ettiği âlimlerin başında divan beyi nişancısı ve nedimi olan Ali Şîr Nevâî ile ünlü mutasavvıf şair Mollâ Mevlânâ Abdurrahmân-ı Câmî gelmektedir. Mevlânâ Molla Câmî (Abdurrahman bin Nizameddin Ahmed), Horasan’ın Câm şehrinin bir kasabasında doğmuştur. İlk tahsilini babasından alır, babası Herat Nizâmiye Medresesi’nde müderrislik yapmış bir zattır. Câmî, ünlü bilginlerin derslerine devam eder. Daha sonra Uluğ Bey zamanında büyük bir ilim merkezi haline gelen Semerkant’a giderek orada dokuz yıl kalır. Keskin zekâsı, yeteneği, ilmî meseleleri anlatma gücü ve görüşünü çok açık olarak ortaya koyabilme kabiliyeti sayesinde herkesin hayranlığını kazanmıştır. Ünlü astronomi ve matematik âlimi Ali Kuşçu Herat’a gittiğinde Câmî’ye astronomiyle ilgili zor sorular sormuş, cevabını hemen alınca hayranlığını gizleyememiş, onunla riyâzî meseleler üzerinde çalışmalar yapmış ve kendisini takdir
Reklam
Reklam