Pat'a en çok işkence eden șey, okşanmaya olan ihtiyacıydı. Sürekli aşağılanıp azarlanan bir çocuk gibiydi, ama ince duyguları hâlâ sönmemişti. Özellikle acı ve işkence dolu bu yeni hayatında eskisinden daha çok okşanmaya ihtiyacı vardı. Gözleriyle adeta okşanmayı dileniyordu öyle ki biri sevgisini gösterip başını okşasa, onun için canını vermeye hazırdı.
Japonya'nın kaybetmesinin yarattığı ıstırap, öfke ve pişmanlık kalbimizin derinliklerindeyken, gerçeği aramaya yönelik yeni bir içgüdü hissettik içimizde. Alevlenen taze merak; ıssızlaşmış, harabeye dönmüş ve kavrulmuş topraklardan fışkırırcasına yükseliyordu.
"Japonya da bütün bunları bilmiyor muydu?"
"Biliyordu, ben bile bu kadarını biliyorum."
"Öyleyse neden yapmadılar?"
"(...)Japonya'da da uranyum 235'i saf olarak ayrıştırmaya çalışan biliminsanları oldu ancak böyle boş bir hülyaya benzeyen araştırmaların muazzam maliyetinin sorunlara sebep olacağı konusunda askeri makamlarca kinandıklarını ve başarısızlığa uğradıklarını duydum."
"Yazık oldu."
"Olmuşla ölmüşe çare yok. Aptal liderlere sahip olan bilge insanlara üzülüyorum.(...)"