Gri karanlıkla kaplanmış, soğuk ve nahoş dünyaya baktım. Hapishane dışarıda değildi, her birimizin içindeydi. Belki de onsuz nasıl yaşanacağını bilmiyorduk.
Ölüm kapıda diye düşünmüştüm. Ama zaten ölüm her zaman kapımızdaydı, gündüz ve gecenin her saatinde, demiştim kendi soruma cevaben. Çünkü en iyi sohbetler kendinizle yaptığınızdır.
Pazar günleri, hayatın intikam günleri.
Neşeli başlasın ve öyle geçsin diye gayret edildikçe insanı koyu bir yalnızlığa, anlaşılmaz bir kedere iten günler.
Öyle ki, alışkanlık denen şey olmasaydı, hayatın, her an ölme tehdidiyle karşı karşıya olan kişilere -yani bütün insanlara- harikulade görünmesi gerekirdi.