Kimi kitapları okurken bitmesin ister, ama sonunu merak ettiğiniz için sayfaları hızlı hızlı, daha hızlı, yutarcasına çevirirsiniz ya… İşte “Germinal” benim için böyle bir roman. Etkileyici bir başyapıt.
Zola kitabında Fransa kömür madenlerinde çalışan işçilerin hayatını seriyor önümüze. Daha küçücük bir çocukken girilen, sağlıksız şartları ile ömür tüketen, sakat bırakan madenlerde kuru ekmek uğruna yapılan günlük hayat mücadelesi, romanın ana konusu. Genç Etienne’nin kasabaya gelişi ile grev ve direniş sözcükleri ile tanışan kasaba halkı, yaşam koşullarında yapılmasını istedikleri ufacık iyileştirmeler için bile büyük, herkesi ezecek güçte bir savaş vermek zorundadırlar.
Zola etkileyici kalemi ile bizi roman boyunca bu küçük maden kasabası sakinleri arasında gezdirir. Kabullenilmiş ve artık yadsınmayan bir sefalettir yaşanan: 10 yaşına basan her çocuk madende çalışmaya başlar, kız çocukları da istisna değildir. İş güvenliğinin olmadığı, havalandırmanın yeterli çalışmadığı, işverenin sadece çıkacak kömür miktarı ile ilgilendiği bu düzende her birey, kömür tozuna ciğerleri dayanana ya da bir göçük altında ölüp gidene kadar madenin kölesi olacaktır. Anca karın doyurmaya yeten bir para ve küçük bir barınak karşılığı ömür boyu sesini çıkarmadan dayanması istenen bu insanların yegane iki eğlencesi, iş çıkışı bir kadeh içki ile artık utanmadan, doğallıkla ve açıklıkla yaşanan cinselliktir.
Hayal etmesi bile zor bir hayat. Bir çarkın dişlileri arasına sıkışmışsınız, kurtulma şansınız yok. Aile boyu maden işçiliği yapan, kuşaklardır aynı ocaklarda çalışan insanların dünyası bu, kimse eğitimli değil, okuma yazmayı bilenler bir elin parmaklarını geçmez. Daha çocukluktan öğrenilmiş bir çaresizlik. Bebekken kömür tozu solumaya başlar, çocukluğunuzda cüruf yığınları arasında