Yolum bir zamanlar Petersburg’tan geçtiği için okuduğum bu kısa kitap, şehri bir simge olarak kullanarak; ismini dahi söylemeye çekinen, yaşamaktan korkan bir hayalperestin gerçekten nasıl koptuğunu, hayaliyle örtüşen biriyle karşılaştığında ise kendi yarattığı dünyanın içinde nasıl konuşur hale geldiğini anlatıyor.
Petersburg’a gidenler bilir; yazın geceleri belli belirsiz bir akşama bürünür. Tıpkı hayalperestin iç dünyası gibi: Beyaz sandığı geceler aslında gridir. Yaz gelince boşalan şehir, kalabalığın içinde tek başına kalmışlığın simgesine dönüşür.
Okuduğum baskıda, yazarın yaptığı, sayısı kırkı aşan, göndermelerin tamamının dipnotlarla açıklanması çok faydalıydı.