Raif, anlam arayışında kaybolmuş, kendine değer vermeyen, hayatın onu savurduğu yere sessizce sürüklenen bir adam. Maria ise daha baskın, en azından ne istediğini bildiğini zanneden biri.
Kürk Mantolu Madonna, bu iki insanın birbirini tamamlayan ama aynı zamanda birbirini eksilten duyguları üzerinden ilerlerken okuru derin bir soruyla baş başa bırakıyor: İnsan kendini sevmeden bir başkasını gerçekten sevebilir mi?
Kitapta yalnızca bir aşk hikayesi değil; Batı ile Doğu arasında ince bir mukayese, içe kapanmış bir erkeğin sessizliği ve kendi hayatına sahip çıkamamasının başkalarının hayatında açtığı yaralar da var. Raif, sevmediği biriyle evlenerek yalnızca kendi mutsuzluğunu sürdürmüş; eşini ve çocuklarını da bu eksik, yarım kalmış hayatın içine hapsetmiş.
Kendisine hayrı olmayan, yaşamaktan korkan, hissettiğini bile taşıyamayan bu adam; bana göre edebiyatın en hüzünlü ziyan karakterlerinden biri.
Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu, kısa ama anlamı üzerine uzun uzun düşündüren bir kitap. Başta Bayan Ming'in anlattıkları yalnızca bir yalan gibi görünse de, zamanla mesele "doğru mu, değil mi?" sorusundan çıkıp "Bir insan hangi hikayeyle ayakta kalır?" sorusuna dönüşüyor.
Kitap, hakikat ile yalanı bütünüyle birbirine karıştırmasa da insanın bazen taşıyamadığı hakikatin yerine bir anlam kurduğunu çok güzel gösteriyor. Bayan Ming'in çocukları dış dünyanın gerçekliğinde olmayabilir; fakat onun iç dünyasında, onu yaşama bağlayacak kadar vardır.
Kitaptan bana kalan soru şu oldu: "Bizi ayakta tutan şey hakikat mi, yoksa hakikate dayanabilmek için kurduğumuz hikayeler mi?"