9/10
·272 syf.··
2026 68. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 17:23
Alex Schulman'ın 17 Haziran romanı, geçmişle bugün arasında kurulan etkileyici bir hikâye anlatıyor. Romanın merkezinde Vidar bulunuyor. Hayatının zor bir döneminden geçerken tesadüfen ailesinin eski yazlık evinin telefon numarasını buluyor ve numarayı çevirdiğinde kendisini yıllar önceki 17 Haziran 1986 gününe bağlanmış halde buluyor. O günden gelen sesler ve konuşmalar aracılığıyla çocukluğuna, ailesine ve yıllardır hatırlamak istemediği anılara doğru bir yolculuğa çıkıyor. Romanın en güçlü yanı, geçmişin insan üzerindeki etkisini çok başarılı bir şekilde işlemesi. Alex Schulman, aile içindeki kırılmaları, çocuklukta yaşanan olayların yetişkinlik hayatına nasıl taşındığını ve bastırılan anıların insanı yıllar sonra bile nasıl takip ettiğini büyük bir ustalıkla anlatıyor. Gizem duygusu roman boyunca canlı kalırken, Vidar ile birlikte geçmişte ne yaşandığını anlamaya çalışıyoruz. Kitabı çok sevdim. Öncelikle dili inanılmaz akıcıydı. Sayfalar neredeyse fark ettirmeden ilerledi ve kitabı çok hızlı bir şekilde okudum. Alex Schulman'ın kurgularının genel olarak çok sevildiğini görüyorum ancak şu an için yazar hakkında kesin bir değerlendirme yapabilecek kadar eserini okumadım. Bu okuduğum ilk kitabıydı. Yine de kurduğu hikâye ve yarattığı atmosfer, diğer kitaplarını da merak etmeme neden oldu. Kitabın bende bıraktığı en büyük etki ise anlattığı fikir oldu. Okuma boyunca sürekli şunu düşündüm: Eğer çocukluğumdaki hâlimle konuşabilseydim ona ne söylerdim? Ya da o bana ne söylerdi? Bugünkü hayatımı görünce mutlu olur muydu? Hayallerimin hangilerini gerçekleştirdiğimi, hangilerinden vazgeçtiğimi sorar mıydı? Kitap bittikten sonra bile bu sorular zihnimden çıkmadı. 17 Haziran benim için sadece bir gizem ya da aile hikâyesi olmadı. Daha çok insanın kendi geçmişine dönüp
Edebiyat
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,565 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2026 79. kitabı
Yazar #larssvendsen #sıkıntınınfelsefesi eserini yakın bir arkadaşının sıkıntıya bağlı ölümünün etkisi altında kaleme alır. Satır aralarında ünlü filozof, düşünürlerin düşüncelerine yer verirken sıkıntı problemini araştırarak tarihin belirli döneminde kim olduğumuzu ve dünyaya nasıl yerleştiğimizi anlamaya çalışma amacı gütmektedir. Sıkıntı Her şeyden önce içinde yaşadığımız bir haldir üstüne sistemli olarak kafa yorduğumuz bir şey değil. Bu kitabı bir deneme unsuru olarak nitelendirirsek, denemede dört ana başlık dikkatimizi çekmekte; İlk bölümde sıkıntı problemi yani sıkıntının çeşitli yanlarının geniş bir portresini görüyoruz bunların modernite ile olan ilişkisini inceliyoruz. İkinci bölümde ise sıkıntının tarihine göz atacağız merkezi tez, romantizmin fikirler tarihi düzleminde modern sıkıntıyı anlamak bakımından temel arka planı oluşturduğuna şahit oluyoruz. Üçüncü bölümde ise sıkıntının fenomenolojik çözümlemelerine odaklanılacak. Dördüncü olan son bölümde ise sıkıntı ahlakı üzerine. SIkıntı karşısında hangi tutumları takınmanın ve hangilerini takınmamanın uygun olduğunu araştıracağız. Altını çizerek ve zamana yayarak okunan, farklı ve keyifli bir deneyim oldu benim için. Sırada özgürlüğün felsefesi var, hadi başlayalım. Reklam değil. @kairoskitap "Yaşamın sorunlarını ortadan kaldıracak şekilde nasıl yaşamalı? Bir kez daha, bunun için evrensel bir reçete yoktur. Ve sorunlu olmayan bir hayat sürmek nasıl mümkün olabilir? Önemli olan sorunlar için değil de sefil olmadan sorunlarla birlikte yaşanabilecek bir perspektif bulmaktır."
Sıkıntının FelsefesiLars Svendsen · Kairos Kitap · 202679 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·304 syf.··
2026 45. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 13:50
“Hayatın geçmişe bakıldığı zaman netleşmesi ne garipti. Tersine çözebilen bir bilmece gibi.” Gece Yarısı Treni - Matt Haig Hayat ileriye doğru mu akar, yoksa geçmişe doğru mu? Gece Yarısı Kütüphanesi’nde Nora, farklı seçimler yapsaydı hayatının daha iyi olabileceğine inanan ve pişmanlıklarıyla yaşayan bir karakterdi. Gece Yarısı Treni’nde ise Wilbur, yaşamının son anında geçmişe doğru bir tren yolculuğuna çıkıyor ve hayatındaki en önemli anları bir hayalet gibi yeniden izliyor. Üstelik bu yolculuğun bir kuralı var: Geçmişteki halinle asla konuşamazsın. Wilbur’la birlikte kaçırılmış anlara, ertelenmiş sevgilere, söylenmemiş cümlelere ve fark edilememiş güzelliklere tanıklık ediyoruz. Evet, Wilbur geçmişini değiştiremiyor. Ama kitap da tam burada asıl sorusunu soruyor: Geçmiş değiştirilemezse, onunla nasıl yaşarız? Belki de cevap kabullenmektir. Belki de bazı yaralar ancak onları yok etmeye çalışmayı bıraktığımızda hafifler. Ben de Wilbur’la birlikte o trene bindim. Hayatım bir film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden. Hangi istasyonlarda fazla oyalanmıştım? Hangi duraklardan aceleyle geçip gitmiştim? Hangi sahnelerle yüzleşmeli, hangilerini olduğu gibi kabul etmeliydim? Sanırım hepimizin zaman zaman yaptığı o sessiz hesaplaşmayı anlatıyor bu kitap. Geçmişe dönüp hiçbir şeyi değiştiremeseniz bile… Bugüne bakışınızı değiştirebilir misiniz? Matt Haig bu soruyu insanın kalbine usulca bırakıyor. Okuyunuz efendim.
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026416 okunma
9/10
·328 syf.··
2026 115. kitabı
Mitch Albom’un bu romanı ilk bakışta, “hayatı yeniden yaşama” fikri etrafında dönen sıradan bir kurgu gibi görünüyor. Ancak sayfalar ilerledikçe, insanı kendi hatalarıyla yüzleştiren ve giderek ağırlığı artan bir hikâyeye dönüşüyor. Merkezdeki Alfie, annesini kaybetmek üzereyken zamanda geriye gidebildiğini fark ediyor. Fakat bu olağanüstü durum, ölüm gerçeğini değiştirmiyor; tam tersine onu aynı acıyla iki kez karşı karşıya bırakıyor. Hayatındaki her dönüm noktasında bu imkânı kullanarak seçimlerini yeniden yapan Alfie’nin, çocukluk aşkı Gianna ile kurduğu ilişki ve hayatının aldığı yön beni hikâyenin içine çekti. Özellikle bazı “ikinci denemelerin” ilkinden daha kötü sonuçlar doğurabildiğini görmek ve bir noktadan sonra geri dönüşün tamamen kapanması, bu gücün bir armağandan çok ağır bir yük olabileceğini hissettirdi. Hikâyedeki gizem unsuru da anlatıyı sürekli canlı tutuyor. Başta kumarhane bağlantılı büyük bir para meselesi üzerinden Alfie’nin suçlu olup olmadığına dair oluşan belirsizlik dikkat çekiyor. Bu düğüm, Dedektif Laporta’nın Alfie’ye ait günlükleri incelemesiyle yavaş yavaş çözülüyor. Günlük sayfaları ilerledikçe, olayların arkasındaki hüzünlü ve sarsıcı gerçekler ortaya çıkıyor. Alfie’nin izini sürerken Afrika ile Amerika arasında gidip gelen bu süreç, beni de hikâyenin bir parçasıymışım gibi hissettirdi. Yazarın dili ise oldukça sade ve akıcı. Okuru yormadan, doğrudan duygulara temas eden bir anlatım kurmuş. Zaman zaman bazı bölümlerde okura mesaj verme isteği biraz hissedilse de bu durum hikâyenin akıcılığını bozmadı. Kısa yapısı sayesinde tek oturuşta rahatlıkla okunabilecek bir roman olmuş. Kitabı bitirdiğimde ise geride tarif etmesi zor bir his kaldı. Kendi kendime sürekli aynı soruyu sormadan edemedim: Böyle bir şans olsaydı geçmişte hangi anları
Bir Kere DahaMitch Albom · Destek Yayınları · 202646 okunma
9/10
·40 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 20:47
Omelas'ı Bırakıp Gidenler, küçük hatta küçücük hacmine nazaran, son zamanlarda adalet, vicdan, erdem konularını düşünmeye zorlayan en kayda değer eserlerden biri oldu. Ursula K. Le Guin 40 sayfalık bu eserinde, çizimleri de bir tarafa ayırırsak net olarak 30 sayfadan bile daha küçük bir hacimde, saatlerce konuşulsa yetmeyecek derinlikte bir sorgulamaya adeta itiyor okuru. İddia ediyorum; bu kitabın düşündürdükleri kendi hacmini rahatlıkla gölgede bırakabilir... Kendi değerlendirmeme geçmeden önce, konuyu biraz uzatmak pahasına da olsa, bu eseri okumama vesile olan ve eseri çok çok iyi şekilde tanımlayan bir sosyal medya paylaşımının metne dönüştürülmüş halini paylaşmayı, hem eseri layıkıyla ifade etme hem de değerlendirmeyi yapan kişinin hakkını teslim etme adına gerekli buldum: =========================== ALINTI (linki yorumda sunulmuştur) “Bir öykü var. Ne zaman okusam ilk defa okuyormuşum gibi etkileniyorum. Size ondan bahsedeceğim. Ama önce bir sorum var, (hayır) iki! 1. Bir şehrin bütün çocukları mutlu olsaydı ama bunun için yalnızca bir çocuğun acı çekmesi gerekseydi kabul eder miydiniz? 2. Soruyu değiştiriyorum şimdi: ya o acı çeken çocuk sizin çocuğunuz olsaydı? Ursula Le Guin 1974'te "Omelas'ı Bırakıp Gidenler" diye kısa bir öykü yayımlıyor. Öykü daha sonra en prestijli bilim kurgu ödüllerinden birini kazanıyor. Aradan elli yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ okuyunca insanı rahatsız etmeyi başarıyor. Şimdi, "Omelas" denen bu ülkede herkes mutlu. Savaş yok, yoksulluk yok. Korku yok. Çocuklar güvende. Ama bütün bu düzenin altında bir bodrum katı var. ve o bodrumda da bir çocuk. Yalnız, unutulmuş. Kir içinde. Ve herkes bu çocuğun acı çektiğini biliyor; herkes... __Bu
Kitap İncelemesi
Omelas'ı Bırakıp GidenlerUrsula K. Le Guin · İnka Kitap · 202639 okunma
Nurettin Rüştü Büngül - Eski Eserler Ansiklopedisi
Puan vermedi·335 syf.··
2026 5. kitabı
1939 gibi erken bir tarihte Kapalı Çarşı’da -ilk antikacı dükkanları ve müzayedeleri ile- mesela bir Çeşmibülbül vazo ne kadardı? Beykoz işi camlardan hangilerini almalı? Gürz nedir? Bir nevi eskici/antikacıların sattığı ıvır zıvırların tarihi gibi.. İzzet Keribar’ın kitabına da atıfla, Kapalı Çarşı’nın antikacıları eşyayı dükkana yığardı. Siz de buradan seçip fiyat sorardınız. Bit pazarından hallice, satıcıların biriktirici hastalığından muzdarip olduğunu düşündüğüm bir dönem. Nice koleksiyon böyle oluşmuştur. Büngül, böyle bir devirde alfabetik sırayla satılan eşyaları açıklamış, bir kısmının fotoğraflarını eklemiş, bazılarının da fiyatlarını kitabında belirtmiştir.
Eski Eserler AnsiklopedisiNurettin Rüştü Büngül · Tercüman Yayınları · 19804 okunma