10/10
·250 syf.··
2026 10. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 05:24
Osmanlı-Türk toplumuna kahve Özdemir Paşa aracılığıyla Yemen'den gelmiştir. İstanbul'da kahvehane ilk defa 1550 yılında Tahtakale'de açılmıştır. Tahtakale'de ilk defa hizmete geçen iki tane kahvehane vardı, kahvehanelerin sahipleri Suriyeliydi; biri Halepli Hakem, öteki ise Şamlı Şems. "Ne Şam'ın şekeri ne Arap'ın yüzü." atasözü de bu iki kahvehaneciden gelir. İstanbul'daki kahvehaneler zamanla siyasetin tartışıldığı ortamlar haline gelir. Osmanlı'da kahvehaneler kapatılır, kahvehane açmanın cezası idam olur. Şeyhülislam Ebussuud Efendi de "ibadette tembelliğe neden olur" gerekçesiyle kahve içmek haramdır fetvasını da vermiştir. Ancak daha sonraki dönemlerde kahvehane yasağı gevşetilmiştir. Osmanlı kahvehaneleri hep berber dükkânıyla iç içeydi. Bu kahveneleri esnaflık yapan yeniçeriler işletiyordu. Bu yüzden II. Mahmud 1826'da yeniçeri ocağını kaldırırken 10 binin üzerinde kahvehaneyi yıktırmıştır. Fransa'ya kahvehane kültürü Osmanlı-Türk toplumundan gelmiştir. İstanbul Suriçi'ndeki Sarafim, Küllük, Marmara ve İkbal gibi kıraathaneler Cumhuriyet dönemiyle birlikte aydınların bir iletişim ortamı haline gelmiştir. Zamanla radyo/televizyon kültürünün yayılması, köyden şehre göçün artması, sahafların eski kimliğini kaybetmesiyle birlikte aydınların iletişim ortamı olan eski kahvehane/kıraathane kültürü de ne yazık ki toplumda kalmamıştır. Hatta günümüz için şunu söyleyebilirim ki avamından aydınına kadar iletişim ortamlarımız dijitalleşerek tamamen sosyal medyaya hapsolmuştur ve bu da kültürel bir iletişim ataletine neden olmuştur.
Eski İstanbul KahvehaneleriCem Sökmen · Ötüken Neşriyat · 201133 okunma
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 131. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 23:46
"ŞAMANİZM VE İSLÂM" İslam’ın hâkim ve muktedir olacağına inanılıyordu. Müslümanların, kâfir efendilere tabi olacağı ve onlara boyun eğeceği bir durum içerisinde olacaklarına dair ne bir açıklama ne de bunun bir tesellisi vardı. Moğolların, beklenmedik seviyede hızlı fetihleri, Müslümanları şaşkına çevirdi ve onları derin bir hüsrana sürükledi. Kuran "Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere [onları yenebilecekleri] hiçbir yol vermeyecektir" diyorken, Allah'ın inançsızların Müslümanlara galip gelmesine izin vermiş olması nasıl mümkün olabildi diye düşündüler. Günümüzde farklı inanç sistemlerini anlamak, kültürel çeşitliliğe saygı duymak açısından büyük önem taşıyor. Şamanizm ve İslâm, kökenleri, inanç esasları ve uygulamaları bakımından oldukça farklı iki dünya görüşüdür. Şamanizm, insanlık tarihinin en eski inanç sistemlerinden biridir. Temelinde doğa ruhları, atalar ruhları ve gökyüzü tanrısı inancı yatar. Şaman adı verilen din uzmanları, transa girerek ruhlar âlemiyle iletişim kurar, hastaları iyileştirir ve topluluğa rehberlik eder. Şamanizmin temel özellikleri: Çok tanrılı/ruhçu yapı Doğanın kutsal sayılması Trans ve ritüel danslar Hayvan sembolizmi Totemizm İslâm ise yaklaşık 1400 yıl önce Hz. Muhammed (sav) aracılığıyla vahyedilen, tek Tanrı inancına (tevhid) dayanan son ilahî dindir. Kur'an-ı Kerim ve sünnet temel kaynaklardır. İslam'ın temel özellikleri: Kesin tevhid (Allah'ın birliği) Vahiy ve peygamberlik Melek inancı Ahiret ve hesap günü Namaz, oruç, hac gibi ibadetler Temel Farklılıklar Tanrı Anlayışı: Şamanizm'de genellikle yüce bir gök tanrısı (Tengri) yanında birçok ruh ve ilah bulunur. İslam'da ise Allah'tan başka ilah yoktur. İbadet Şekli: Şamanlar davul, dans ve bitkilerle transa girerken; İslam'da ibadet namaz, dua, zikir gibi bilinçli ve tertipli
Edebiyat
Şamanizm ve İslamKolektif · Pinhan Yayıncılık · 202247 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Gıybeti Bıraktıran Kitap
10/10
·255 syf.··
2026 4. kitabı
Gıybeti Bıraktıran Kitap sadece bir nasihat kitabı değil; insanın dilini, kalbini ve niyetini muhasebe etmesine vesile olan ciddi bir farkındalık çalışması olmuş. Özellikle günümüzde gıybetin çoğu zaman “normal sohbet”, “dertleşme” veya “yorum yapma” adı altında fark edilmeden yaygınlaştığı düşünülürse, böyle eserlerin toplum açısından çok önemli olduğu kanaatindeyim. Kitabın en etkileyici taraflarından biri, meseleyi sadece “haramdır yapmayın” şeklinde yüzeysel anlatmak yerine; Kur’an, hadisler ve alimlerin açıklamalarıyla gıybetin insanın maneviyatına verdiği zararı derin şekilde hissettirmesi. Okurken insan ister istemez kendi konuşmalarını, ortamlarını ve günlük alışkanlıklarını sorguluyor. Özellikle dilin afeti konusunda yapılan hatırlatmalar çok kıymetli. Çünkü birçok günah insan ile Rabbi arasında kalırken, gıybet kul hakkına dönüşebildiği için ahirette telafisi en zor meselelerden biri hâline geliyor. Ayrıca kitabın üslubu da oldukça etkili. Suçlayıcı veya insanı umutsuzluğa sürükleyen bir dil yerine; hatayı fark ettiren, tövbeye yönlendiren ve kişiyi daha dikkatli yaşamaya teşvik eden bir yaklaşım benimsenmiş. Bu da eserin samimiyetini artırıyor. Kanaatimce bu kitap yalnızca “çok gıybet yaptığını düşünenler” için değil; dilini korumaya çalışan, manevi hassasiyetini artırmak isteyen ve çevresindeki sohbet ortamlarını daha bilinçli değerlendirmek isteyen herkesin okuması gereken faydalı bir eser olmuş.
Gıybeti Bıraktıran KitapCüneyt Gezer · Okul Yayınları · 2015229 okunma
Kur'an
3/10
·640 syf.··
2026 1. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 17:32
Uyarı: Bu metinde kesinlikle İslam'a ve diğer dinlere hakaret yoktur. Sadece kendi olduklarım ve anladıklarım cercevesinde bir analizdir. Yanlış bir bilgi varsa düzeltmek için yorumlara yazabilirsiniz. Öncelikle merhaba. Sizlerle beraber ülkemiz, ülkemiz çevresinde ve dünyada çokça kabul edilen, övülen, en ufak eleştiride bile ölümüne savunulan bu kitabı ele alacağız. Acaba insanların dediği kadar mucizevi bir şey mi? Yoksa "eskilerin masalları" mı? Dilerseniz önce Kur'an'ı tanıyalım. Öncelikle Kur'an 604 sayfa, 114 sure ve 30 cüzden oluşmaktadır. Kur'an tek bir seferde yazılmamış, 22 yıl 2 ay 2 gün boyunca yazılmış ve uğrunda savaşılmıştır. Muhammed'den sonra Ebu Bekir, tüm mushafları kitap hâline getirmiş ve Osman döneminde ise kopyalanmıştır. Tabii bu konulara daha sonra gireceğiz. O yüzden biz kitabın içeriğini biraz konuşalım. Kitapta Mekki ve Medeni sureler olarak ikiye ayrılır. Yani Mekke'de inenler ve Medine'de inenler diye sınıflandırma yapılır. Kitapta genel olarak cehennem, cennet, ahlâk, zarurat-ı hamse, savaş, kıyamet, yaratılış, kıssalar, toplum düzeni hakkında konuşulur. Fakat bu ayetler hem mantıksız, hem çelişkili ve aynı zamanda ahlâkla ve bilimle uyuşmamaktadır. Örneğin Kur'an da sadece kan, leş domuz eti ve Allah'tan başkası için kesilenler haramdır, onun dışındakiler helaldir derken Ebu Davud'da başka hayvanların da yasaklandığı söyleniyor. Örnek:Hac suresi 30. ayet Ebu Davud hadis no:3803 Bu sadece hadisle ayet arasındaki büyük bir çelişki. İsterseniz bir de ayetlerle bakalım. En'am suresi 107.ayet: Biz seni âlemlere rahmet olsun diye gönderdik. Nahl suresi 104.ayet: Allah'ın ayetlerine inanmayanlar yok mu? Allah onları doğru yola iletmez ve onlar için elem verici bir azap vardır. İnsanları inanmadı diye kitabın %95'inde sürekli lanet okuyan
Din
Kur'an-ı Kerim ve Açıklamalı MealiKomisyon · Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları · 20132,661 okunma
Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma
Dikkat ! Baya Baya Spoiler içerir !!!!
10/10
·248 syf.·
2026 28. kitabı
En detaylı incelemem bu kitap :) Biraz akıllanmam gerek :) Okurken irkildiğim bir kitap oldu .Açikcası günahlarla hatalarlara yüzleşmek biraz ağır geliyor insan nefsine .Günlük hayatta gerek farkında olarak gerek farkında olmayarak küçük büyük günahlar işliyoruz.İnsanlardan uzak durmak için elimden geleni yapıyorum sırf günaha bulaşmamak için ,olmassa susmayı tercih ediyorum artık.Elbette hatalar yapabiliriz ancak hatalarımızdan ders alabiliriz. Hatalarımızı azaltabiliriz tekrar tekrar aynı hataya da düşebiliriz Bunlar çok normal çünkü neticesinde insanız böyle yaratıldık. Mesele şu, onları elimizden geldiğince azaltmaya çabalamak,ısrar etmemek . Birisi bana başına ne geliyorsa bu sivri dilinin yüzünden geliyor demişti. Evet gerçekten de insanın başına ne geliyorsa dilinden geliyor dil diğer organlarımıza nazaran en önemli işleve sahip iletişim organı. Konuşulduğu zaman hayırlı konuşmanın daha güzel olduğunu şayet öyle olmayacaksa susmanın daha faziletli olduğundan girişte bahsediliyor. İmam Gazali de bize dil ile ilgili 20 afetten bahsediyor .Bu afetler, üzerimizdeki olumsuz etkileri , afetlerin sonuçları , bu tür etkilerden sakınmak için gerekli tavsiyeler, hadisler İbretlik olaylar içeriyor . **Kısaca dilimizden sorumlu olduğumuzun dilimizi yerinde konuşmaya, bize fayda sağlamayan gereksiz sözcüklerklerden arındırmaya,ölçülü konuşmaya özen göstermek için kullanmamız gerektiğinden bahsediyor.Dilimizle Söylediğimiz her kelime kaydediliyor. Dili gereksiz kelimelerden arındırıp bize fayda sağlamayan sözcüklere yer vermeyerek daha çok susmanın ön planda olduğu bir şekilde kullanmamız gerekiyor . Kendi bakış açımdan anlatmak istiyorum bir konuyu defalarca sürekli anlatmak karşı tarafa hiçbir fayda sağlamayacak zaman israfına girer, bir konuyu ayrıntılarıyla
Dil Belâsıİmam Gazali · Semerkand Yayınları · 201417,1bin okunma