Uğultulu Tepeler, Emily Brontë’nin tek romanıdır ve edebiyatın en karanlık, en tutkulu aşk hikâyelerinden biri olarak kabul edilir. Kitap yalnızca romantik bir aşk hikâyesi değil; aynı zamanda saplantı, intikam, sınıf farkı, kıskançlık ve yıkıcı duygular üzerine kurulu oldukça sert bir romandır. Hikâye, Yorkshire kırsalındaki kasvetli malikâneler olan Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler) ve Thrushcross Grange çevresinde geçer.
Roman, Bay Lockwood isimli bir adamın Thrushcross Grange malikânesini kiralamasıyla başlar. Lockwood, yakınındaki Uğultulu Tepeler malikânesinde yaşayan gizemli ve sert mizaçlı Heathcliff’le tanışır. Malikânedeki garip atmosfer, mutsuz insanlar ve sürekli hissedilen karanlık hava Lockwood’un dikkatini çeker. Bunun üzerine hizmetçi Nelly Dean ona geçmişte yaşanan olayları anlatmaya başlar ve asıl hikâye burada açılır.
Yıllar önce Earnshaw ailesinin babası, sokakta bulduğu yetim bir çocuğu eve getirir. Bu çocuk Heathcliff’tir. Heathcliff başta aile tarafından dışlanır, özellikle de Hindley Earnshaw tarafından nefretle karşılanır. Ancak Hindley’nin kız kardeşi Catherine Earnshaw ile Heathcliff arasında çok güçlü, yoğun ve neredeyse takıntılı bir bağ oluşur. Çocukluklarını birlikte geçirirler ve birbirlerine derin bir şekilde bağlanırlar. Catherine, Heathcliff’i kendisinin bir parçası gibi görür; hatta ünlü sahnelerden birinde “Ben Heathcliff’im.” diyerek ona olan bağlılığını anlatır.
Ancak büyüdükçe sınıf farkı ve toplumsal beklentiler ilişkilerini bozmaya başlar. Heathcliff yoksul, eğitimsiz ve toplum tarafından aşağı görülen biridir. Catherine ise daha konforlu ve saygın bir hayat istemektedir. Bu yüzden kendisini seven zengin ve kibar Edgar Linton’la evlenmeye karar verir. Catherine aslında Heathcliff’i sevmesine rağmen onunla evlenmenin