Roman, I. Dünya Savaşı'nın son demlerinde, İstanbul'un işgal altında olduğu günlerde başlıyor. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıktığı dönemde dünyaya gelen Harika Akırmak, idealist annesi Melek Hanım'ın sürekli "Harika bir hayatın olabilirdi ama sen eline yüzüne bulaştırdın" serzenişiyle büyüyen, sıradışı bir kadın. Çok dilli, çok yönlü, her işte yetenekli ama bir türlü "yetişememe" hissiyle boğuşan Harika'nın hikâyesi, aslında bir kadının kendini var etme mücadelesi.
Harika'nın hayatı ilerledikçe, fonda dönemin tüm çalkantılarını izliyoruz: Mütareke yılları, Cumhuriyet'in ilanı, Harf Devrimi, Tek Parti dönemi, II. Dünya Savaşı yılları ve çok partili hayata geçiş. Yazar, Harika'nın her yeni uğraşında (şairlik, ajanlık, tiyatro) dönemin farklı bir yüzünü gösteriyor. Şair olmak istediğinde dönemin edebiyat çevrelerini, ajanlık yapmaya çalıştığında uluslararası siyasi dengeleri, tiyatroya yöneldiğinde Türkiye'nin hastalıklı sanat-toplum ilişkisini anlatıyor.
Kitabın en dikkat çekici yanı, okuru sürekli "Acaba bu gerçek mi oldu?" sorusuyla baş başa bırakması. Yazarın girişteki uyarısı bile başlı başına bir edebi şov: "Bu biyografideki bazı kişiler ve olaylar (bize anlatılanlar doğruysa) hayal ürünüdür. Bazılarıysa (bize anlatılan doğruysa) gerçektir."
Roman boyunca Sabahattin Ali, Nihal Atsız gerilimi, Nazım Hikmet, Peyami Safa, Halide Edip, Yakup Kadri, Sabiha Sertel, Suat Derviş gibi edebiyatımızın dev isimleri kurgunun içinde öyle ustalıkla yer alıyor ki, Harika'nın da onlarla aynı dünyada yaşamış olabileceğine inanmamak elde değil. Okurken sürekli Google'da araştırma yapma isteği uyandırması, romanın en büyük başarılarından biri.
Harika Bir Hayat, adı gibi "harika" bir roman. Tam bir dönem romanı olmanın ötesinde, okuruyla oynayan, onu araştırmaya, sorgulamaya, gerçekle