“Bülbüller sadece bizi keyiflendirmek için öterler .İnsanların bahçelerini didiklemez, mısır ambarlarına yuva yapmazlar.Kalplerini bize açıp şarkı söylemekten başka hiçbir şey yapmaz onlar…İşte, bu yüzden bir bülbülü öldürmek günahtır.”
Bazı insanlar da bu bülbüller gibidir. Kitabın ana fikrini veren bir alıntıdır bence.
Masum insanların toplumda yanlış algılanması, adaletsizlik, ırkçılık, vicdansızlık, önyargı ve bu olumsuzluklarla beraber dürüstlük, “Doğru ebeveyn nasıl olur? İyi insan nasıl olunur?” sorusunun cevabını buluyoruz okurken.
Masum ve iyi insanlar toplum tarafından bazen yanlış tanınabiliyor; gerçek adalet ve insanlıksa önyargıların ötesine geçebilmekte saklıdır.
Kitabın başında macera, gerilim ve polisiye okuyor gibi hissettim bir anda duygusal bir ortam oluştu.Okuma boyunca sorgulama ve merak mevcuttu. Bittiğinde de sorgulama, öfke, hüzün mevcuttu bende.
Gerçekten etkilendiğim bir kitap oldu.Bir çocuğun gözünden okumanın bakış açısına farklı etki ettiğini düşünüyorum ve böyle olmasını çok beğendim.
Doğru olanı yapmak kazanacağından emin olduğunuzda değil; kaybetme ihtimaline karşın vazgeçemediğinizde anlam kazanıyor. Ve başkaları sizi görmediği zamanlarda da doğru olanı yapıyorsanız gerçek karakter sahibisinizdir!
Tavsiyedir
Kitapla ve sevgiyle kalınız:)
•KONUSU: Tipik bir İngiliz kasabasında vahşi bir cinayet işlendiğinde, geçmişinden kaçan BBC spikeri Anna Andrews bu haberi sunmak zorunda kalır; davanın başındaki Dedektif Jack Harper ise Anna’nın bu olayla tekinsiz bir bağı olduğundan şüphelenmektedir. Olaylar hem Anna'nın hem de Jack'in bakış açısından, "Kocam bir yalancı" ve "Karım acımasızdır" itiraflarıyla şekillenirken, her iki anlatıcının da güvenilmezliği okuyucuyu sürekli ters köşeye yatırır. Kimin doğruyu söylediğini asla kestiremediğiniz bu tehlikeli kedi-fare oyununda, geçmişin karanlık günahları gün yüzüne çıktıkça herkes birer şüpheliye dönüşecektir.
•YORUMUM: Yazardan okuduğum 2. kitabı. Yinede Güzel Çirkin kitabının yeri bende ayrı olucak. Tabi en başta gün gibi ortada olan 2 kişiden şüphelenmedim. Bunlara biri oyun oynuyor dedim. Bir yandan da, Anna’nın bahsettiği o geçmiş olayı merak ediyordum. Sonra olayı öğrenince... Bu kız neden böyle oldu, demeden de edemedim. Onun o hale gelmesi bir yandan da ailesinin suçu bence. Katili öğrendiğimde o kadar da şok yaşamadım. Yinede, yazar o karakterin bakış açısından öyle bir yazmış ki, etkilenmedim değil (・∀・) Tabi, asıl düşündüğümün aksine o kişinin böyle şeyler yapması... Cidden son sayfalara kadar gerçek ortaya çıkmıyor resmen... Sadece, 2 tahminimden biri tuttu diye 1 puan kırıyorum •́ ‿ ,•̀ Ve son... Sonu benim için iyiydi ve, “ Bir insan, sevdiği biri için böyle birşeyi cidden yapabilir mi,” dedim. “Bu kadar ileri gidebilir mi,” dedim. Kitap; akıcı, etkileyici, gizem-gerilim seven için birebir bir kitap( ꈍᴗꈍ) Diziside varmış, onada yakında bakarım ve onun atmosferi kitaba göre daha güzelmiş gibime geliyor.
Bugün sizlere fantastik bir kitapla geldim. @temmuzunkulleri ’ın kalemiyle hayat bulan “Temmuz’un Külleri”, sıradan bir gençlik hikayesinden çok daha fazlasını barındıran, mistik dokusuyla okuyucuyu ilk sayfadan itibaren sarmalayan sarsıcı bir eser. Arizona’nın sıcak rüzgarlarıyla kavrulan Red Moon Yaz Kampı, dışarıdan bakıldığında huzurlu bir dinlenme alanı gibi görünse de efsanevi Kırmızı Ay gökyüzünde yükseldiğinde geçmişin küllerini ve kadim sırları birer birer ortaya dökmeye başlıyor. Cassy Anne’in basit bir yaz kampı beklentisiyle adım attığı bu dünya; Jack, Harper ve Ezra ile yollarının kesişmesiyle birlikte hayal gücünün sınırlarını zorlayan karanlık, gizemli ve bir o kadar da tehlikeli bir serüvene evriliyor.
Hikaye, karakterlerin kampın ilk gecesinde buldukları gizemli semboller ve kayıp bir çocuk olan Ethan’ın günlüğüyle bambaşka bir boyut kazanıyor. Peşine düştükleri yedi farklı sembol; gençleri terk edilmiş eski bir tiyatro binasının tozlu sahnelerinden yüksek bir bakım kulesinin zirvesine, yeraltının karanlık geçitlerinden Ezra’nın maskelerle dolu gizemli evine kadar taşıyor. Mekanların karakterlerin ruh halleriyle birleşerek adeta canlandığı bu romanda, her sembol yeni bir tehlikeyi beraberinde getirirken “Zamanın Muhafızları” adındaki gizli örgütün izleri merak duygusunu her an taze tutmayı başarıyor. Yazar, kurguyu sadece çözülmesi gereken doğaüstü bir bulmaca ya da bir polisiye gibi kurgulamak yerine; sarsılmaz dostlukların, kalbi ilk kez pır pır ettiren heyecanların ve büyümenin getirdiği o kaçınılmaz, karmaşık duyguların içten bir anlatısıyla harmanlıyor.
Temmuz güneşinin altında başlayan bu macera, sonbaharın soğuk rüzgarları eşliğinde karanlık bir savaşa dönüşürken okuyucuyu ruhun derinliklerine dokunan sürükleyici ve son derece keyifli bir
Bu kitap yazardan okuduğum 3. oldu. Açıkçası yazarın diğer okuduğum kitapları gibi yine çok akıcıydı ve gerçekten hızlı bir şekilde bitirebildiğim bir kitap oldu.
Belki de diğer kitaplar ile neredeyse peş peşe, birbirine çok yakın zamanlarda okumuş olmamdan kaynaklı genel tekrar eden bazı şeyler fark ettim. Örneğin bazı karakterlerin doktor/ cerrah olması veya olmak istemesi, psikopatik özellikler göstermeleri, ilişkilerinde bağlanma ya da güven sorunları yaşamaları ve sürekli bir ilişki içerisinde bulunmaktan kaçmaları gibi temalar yazarın diğer kitaplarında da bulunan, tekrar ettiğini gördüğüm unsurlar oldu. Açıkçası birbirlerini bu kadar anımsatmasalar bu tekrarlamalara fazla takılmayabilirdim ancak ben biraz takıldım açıkçası.
Spoilerlı yorum!
Öncelikle kitabın büyük bir kısmında kafamda hiçbir düşünce yoktu. Bir noktada şüphe Nora'ya bir noktada Brady'ye çekiliyordu ki ikisine de pek ihtimal vermemiştim okurken çünkü ters köşe olacağını biliyordum. Buna rağmen Brady'nin asıl suçlu olması kısa bir anlığına mantıklı geldi dürüst olmak gerekirse ancak olmadı tabii. Harper beni gerçekten çok şaşırttı ama Harper'ın asıl suçlu çıkmasındansa Nora ile kardeş çıkmaları asıl şok oldu benim için. Kitabın içinde bir noktada katilin kadın çıkacağına dair sinyaller veriliyordu, o yüzden aklımdan geçirmiştim fakat ihtimal vermemiştim yine de Harper olacağına. Ayrıca Sonny olayı da şaşırtıcıydı. Nora'nın peşine takılan Henry sanarken aslında Sonny'nin olması da ayrı bir ters köşeydi.
Bodrum katındaki sahnenin Erkek Arkadaş kitabıyla benzeyen ancak spoiler sayılabileceği için buraya yazmak istediğim bir yönü daha vardı, o da asıl suçlunun diğer karakterimizin yiyeceğine/içeceğine ilaç katarak onu sersemletmeye çalışması. O kısımda aklıma direkt olarak Erkek Arkadaş kitabı
Hikâye, 1930’lu yılların ekonomik bunalım döneminde, Amerika’nın güneyindeki küçük bir kasabada geçer. Romanın anlatıcısı küçük bir kız çocuğu olan Scout Finch’tir.
Scout, ağabeyi Jem ve avukat babası Atticus Finch ile yaşamaktadır. Çocukların günlük maceraları, gizemli komşuları Boo Radley’e duydukları merak ve kasaba yaşamı ilk başta sıcak bir çocukluk hikâyesi gibi görünür. Ancak Atticus’un, suçsuz olduğuna inandığı siyahi bir adam olan Tom Robinson’ın savunmasını üstlenmesiyle hikâye çok daha derin bir hâl alır.
1960 yılında yayımlanan roman, yayımlandıktan kısa süre sonra büyük başarı kazandı ve ertesi yıl Pulitzer Ödülü’nü aldı. Günümüzde Amerikan edebiyatının en önemli klasikleri arasında kabul edilir. Bülbülü ÖldürmekHarper Lee
Bir gün boyunca elimden bırakamadan okudum, okudukça hissettim, hissettikçe yaşadım...
Çok büyük bir keyifle okuyup bir solukta bitirdiğim kitaplar arasında...
Okunmaya kesinlikle değer dediklerimden.