Özümüzü hızla kaybettiğimiz için insanın, bireyin, milletin, tarihin yahut varlığın özünden bahsederken dilimiz dolanıyor. Kelimelerimizi öz-ensiz ve rastgele seçiyoruz. Sonuç olarak da düşünce kekemeliğinden kurtulamıyoruz. Asıl konuşulması gerekeni konuşmamak için sürekli bir şeyler anlatıyoruz ama neyi ne için anlattığımızı bilmiyoruz. Bize özümüzü hatırlatmaya çalışan iç sesimizi bastırmak için gürültünün sesini biraz daha yükseltiyoruz ve bunu yeni bir teknolojik zafer olarak kutluyoruz.