“Yürüdükçe yürüdü, adım atarken uzuvlarını ritmik bir biçimde gevşetmenin nasıl büyük bir haz olduğunu yıllardan sonra ilk kez hissetmesi gibi, sarayda yaşadığı günlerde sade yaşama dair unuttuğu her şeyi kendinden geçerek yeniden keşfetti.” (
Memed köyü görünce bir hoş olmuş, eşkıyalığını, İnce Memedliğini, koskocaman bir Hükümetin kendisini yakalamak için dağları candarmayla dolduruşunu, ağaların adamı Kara İbrahimin nasıl kanına susamış bir bela olduğunu, her şeyi her şeyi bir anda unutmuş, içinde çocuksu, güzelim bir umut, bir sevgi, bir sevinç doğmuştu. Ilık ılık bir ince sevgi yüreğini alıyordu. Birden aklına geldi: Ben bir kuş öldüremem, dedi. Bir karıncayı ezemem. İncinir diye bir arıyı, bir kelebeği, bir kuşu tutamam. Şu anda, belki dünyada en çok elindeki tüfeğe, belindeki hançere, bedenindeki koşar koşar fişeklere şaşıyordu. Kendine bakıp bakıp gülüyordu
İnsan kendisini hep yürekli sanır. İçine bir korlu düşünce de bunu olağan saymaz. Kahrından ölür, delirir. Neden korkuyorum diye, aklını oynatır. Korku insanoğlunun yüreğine işlemiştir, bunu bilmez. İnsanoğlu salt korkudur, bunu bilmez. Bilmez de kendine yediremez korkuyu...