Yüzyıl değişirken Princeton Üniversitesi, Harvard ya da Yale gibi değildi. Kararlı, ciddi ve can sıkıcı biriyseniz Harvard ya da Yale'e, yalnızca can sıkıcıysanız Princeton'a giderdiniz.
Birçok erkeğin acıya katlanmanın güç, duygunun ise zayıflık olduğuna inanması gerçek bir klişedir. Nadiren doğru çıksa da çok sayıda araştırma, kadınların takım hâlinde erkeklerinse yalnız çalışmayı tercih ettiğini gösteriyor. Erkekler doğal olarak ittifaklara uzak duruyor çünkü genelde takım oyuncusu değiller.
Ancak gerçek bir değişim yaratmayı umuyorsanız, tek başına hareket etmek kesinlikle çözüm değildir.
Sırf yaşamınızı değiştirecek güce sahip olduğunuza inanmak bile onu daha katlanılır hale getirir. Liz Murray'in Homeless to Harvard öyküsünün böyle bir umudu sunmasının nedenlerinden biri budur. Bunu özgür irade konusunda, insanların ritüeller ve alışkanlıklar geliştirdiklerini çünkü bu davranışların gerçekte varolmayan kontrolün varolduğu yanılsamasını ürettiğini öğrenirken de görmüştük. İnsanlara seçenek sunmak ya da en azından kontrolün onlarda olduğu algısını yaratmak, onları zorluklar karşısında daha dirençli yaparak güçlendirir. Örneğin insanlar, uyaran üzerinde hiçbir kontrole sahip olmadıkları zaman bile, acıyı herhangi bir anda yok edebileceklerini düşünürlerse daha fazla acıya katlanacaklardır. Kontrol algısı beynin acı merkezlerini yatıştırır. Hatta mönüde seçenek varsa yemeğimizden daha çok tat alırız. Bu tip bulgular, genel kabul gören seçenek olması iyidir, ne kadar seçenek o kadar iyi düşüncelerini destekler niteliktedir.
Harvard Üniversitesi 1949 yılında Black Rock Forest'i doğal koruma altına almıştı. Ancak Trow'un yazdıklarına göre üniversite ikinci Dünya Savaşı'ndan sonra "doğruca ve acımasız biçimde kendi mülkünü korumaya başladı..., üniversite yönetimi yapısının özelliğini belirleyen asıl tüzüğünden uzaklaşıyordu." Bunu, bireyin kendi iç dünyasının yarışı gibi yaptı. Kendine ihanet burada bir biçimde resmi olarak gerçekleştirildi. Ticaretin gerçeği -eğer gelir getirmiyorsa bir servetin değerinden kuşku duyulur- üniversite yönetiminin dogması haline geldi.
Harvard Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Daniel Gilbert, Mutluluk Beyinde Başlar adlı kitabında mutluluğun üç yönünü özetler: duygusal mutluluk, ahlaki mutluluk ve yargıya dayalı mutluluk... "Duygusal mutluluk, bir duyguyu, bir deneyimi, öznel bir durumu anlatan bir ifadedir, bu yüzden de maddi dünyada somut bir karşılığı yoktur." Ahlaki mutluluk, doğru bir davranış sergilediğimizde hissettiğimiz doyumdur. Yargıya dayalı mutluluk ise ruh halimiz nasıl olursa olsun, "Genel olarak hayatıma baktığımda, bu kadarı da mutluluk sayılır..." dediğimiz andır. Hayatımız boyunca hissettiğimiz mutluluk muhtemelen bu üçünden biri ya da üçünün birleşimidir.
Bu seçkin yaşlı Harvard profesörünün uyurken eşinin poposuna yaslandığında ne kadar rahat ettiğini itiraf ettiğini duyduğumda nasıl da şaşırdığımı hatırlıyorum. Kendi içindeki en temel insani ihtiyaçlarını açığa vurarak, bunların hayatımızda ne kadar temel olduğunu hatırlattı bize. Bunları yerine getirmede başarısızlık; düşüncelerimiz ve başarılarımız ne kadar yüce olursa olsun varlığımızın gelişmesini etkiler. Bedeninizin tüm gerçekliğini, tüm ilkel yönleriyle kabul ederseniz yaşamınızı dolu dolu sürdürebilirsiniz.