My eyes can't see now, my ears can't hear, I known only "me" but my burden was heavy. All earths be mine, i feel missing still; Only me walked with me, only me. I told that only "me"! I went to the road but road throw to me outside. I wanted to everything which has money, I looked for someting to be relax. I woke up after that nightmire. I asked me by myself: "Who are you?" A voice called me from my inside; "You're a human who created bu God." You don't need anything what can buy money. You need only know you.
English
Kendime has çöküşler yaşıyorum..
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
dilerim ki hep böyle kalırsın yavru kuş… hayatında incelikler yüzünden ne çok üzüldün. ne kimseyi yargıladın ne de kin güttün, belki de bu yüzden sen olduğum için mutluyum. dünya nimetini ebedi mi sandınız? benim çabamı dünyalık mı gördünüz? ne elimden gidene ne de başıma gelene. rabbimden gelen her şeye razıyım, o diler olur. o diler yıkılır. insanlar senin olmadığın masalarda hakkında çok konuşacak yavru kuş. onlara aldırmaman gerektiğini bildin. gıybeti geviş getiren insandan ne fayda gelir? dünya böyledir yavru kuş, iyilik için çalışan eleştirilir. tembellere ise el sürülmez. faydasız bir hayat içinde dinlenenler mi kezanacak, Allah yolunda yorulanlar mı? bin canım da olsa feda olsun yoluna. Rahmân’ın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ve vakar ile yürürler; kendini bilmez kimseler onlara laf attığında incitmeksizin “Selâmetle!” derler, geçerler. (furkan suresi 63. ayet) söz etme bana ardan utançtan adım ardır sorma nedir ismim ki utancım bana namdır bir böyle gül için bana şâhlar gulamdır söyle bu gece bezmimize mumda gerekmez bu meclisimiz dost yüzü nuruyla tamamdır. 🐿️bismillah
Sevgi, bir kafes inşa etmek değildir; aksine, o kafesin kapılarını ardına kadar açmaktır. Kontrol etmeye çalışan el, aslında avucunun içinden kayıp gitmesinden korkan zayıf bir iradenin dışavurumudur. Birini sevmek, onun ruhunu kendi sınırların içine hapsetmek değil, onun kendi gökyüzünde kanat çırpışını izlerken duyulan o eşsiz huzurdur. Kontrol, güvensizliğin maske takmış halidir. Benim olmalı, benim dediğim gibi davranmalı, benim belirlediğim çizgide yürümeli diyen bir zihin, sevginin o uçsuz bucaksız özgürlüğünü hiç tatmamıştır. Oysa sevgi, bir insanın en çıplak halini, tüm hatalarını, tüm o kendine has detaylarını olduğu gibi kabul edip, sen, senin olduğun için güzelsin diyebilme cesaretidir. Birini kontrol altında tutmak, onun büyümesini engellemektir. Sen, bir çiçeğin topraktan başını uzatışını kontrol edemezsin; sadece ona ihtiyaç duyduğu alanı, ışığı ve güveni sunarsın. Sevgi de böyledir; bir başkasının hayatını yönetme arzusu değil, onun kendi hikayesini yazarken, senin sadece o hikayenin en güzel satırlarında yoldaş olman halidir. Gerçek sevgi; bir sahip olma meselesi değil, bir varoluş meselesidir. Birini severken kendi bütünlüğünden vazgeçmiyorsan, karşı tarafın da senin bütünlüğüne dokunmasına izin vermiyorsan; işte o zaman sevgi, bir pranga değil, bir kanat olur. Kontrol eden, aslında kaybettiğini hiç kazanmamış olandır. Sevgi ise; sen özgür olduğunda, ben de özgürüm diyebilme yüceliğidir. Birbirine bağlananlar değil, birbirine ilham verenler"dir ancak aşkı ölümsüz kılan.
hava örgü örmek için çok sıcak ama uykum geliyor,kahvenin de kendine has bir tadı var
Irkçıyım demeyin!
1944 davası gibi Türkçü Turancılık yeniden lanetlenebilir. Çünkü küllerinden doğan bir akıma dönüştü. Peki nedir bu 1944 davası? 1944 Irkçılık-Turancılık Davası, bu toprakların gördüğü en büyük haysiyet, sadakat ve aynı zamanda en büyük ihanet kırılmalarından biridir. Türk tarihinin sayfalarına kapkara bir leke gibi kazınan, ama o lekenin içinden birer çelik gibi parlayarak çıkan Türk milliyetçilerinin destanıdır. ​Gelin, hafızamızı bir tazeleyelim de o günlerde ne dolaplar dönmüş, kimler kimlerin arkasına saklanmış bir kez daha görelim. ​Yıl 1944. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına yaklaşıyoruz. Dünyadaki dengeler değişiyor, Sovyet Rusya ayısı pençelerini bileyliyor. Dönemin Ankara hükümeti ise arkasını sağlama almak, "Bakın biz faşist değiliz, komünist hiç değiliz, ortadayız" mesajı vermek için bir kurban arayışına giriyor. İşte tam o sırada, ömrünü Türk ülküsüne adamış, tavizsiz, bükülmez bir kale çıkıyor karşılarına: Hüseyin Nihal Atsız. Başbuğ ​Atsız Ata, dönemin Başvekili Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı o meşhur açık mektuplarla (yorumlarda mektupların genel yapısını yazdım, dileyen okuyabilir.) devletin kalbine sızan lanet sapkın komünist yapılanmaları, millî eğitimdeki çürümeyi bir bir deşifre ediyor. Vatan hainlerinin isimlerini bir bir yüzlerine çarpıyor. ​Peki devlet ne yapıyor? Teşekkürü geçtim, hakikati söyleyen her Türk aydınına yapıldığı gibi Atsız’ın üzerine çullanıyorlar! Sabahattin Ali gibi isimleri maşa olarak kullanıp Atsız’ı mahkemeye veriyorlar! ​3 Mayıs 1944’te Ankara’daki duruşma günü, o güne kadar susturulduğunu sandıkları Türk gençliği bir çığ gibi Ankara sokaklarına dökülüyor. (Benzeri yaşanacak, biliyorum. Tarih tekerrürden ibarettir ve biz tekrar bunları yaşayacağız) Binlerce Bozkurt, "Kahrolsun komünistler!" diye bağırarak Atsız’ın
1000Kitap

umay • İTC

@otuken_okuru
·
Bunu alıntılayıp ırkçılık üzerinde konuşacağım. Diyemiyoruz.
Gerçek düşüncelerimizi belki bu vakte kadar sakladık. Ancak şu anda tutukluyuz. Esir alındık. Artık tüm gücümüzle aktif olma yaktidir.
Alıntı