“Neden ağlıyorum ki? Gülmeliyim ben. Evet, gülmeliyim. Bütün hülyaların bir gün gerçek olabileceğine inanıyorum artık. Artık gülmenin vaktidir. Ama hayır, hayır, elimde mi ki?” Ağlamak da tıpkı gülmek gibi elinde değildi, farkındaydı; ama biliyordu, en güzel insan sevinçten ağlayan insandı. O hâlde, elinde bile olsa neden kendini tutsundu. Neden nehrin akışına karşı gelsindi. Madem güzellikti ağlamak, doyasıya ağlayacaktı.
"Yeryüzünün halifesi bizler her daim bir boşluğu doldurmak için geliriz dünyaya. Kimi vakit kanatlı melek olur göğe yükselir, kim vakit kutsal buyruğun ‘Ol’ kelamıyla düşeriz toprağa. Zamanı, mekânı, cismi ve ruhu doldururuz maddi manevi varlıklarımızla. Kimimiz acının, hüznün, çilenin boşluğunu doldururuz, kimimiz neşenin, huzurun, merhametin boşluğunu. Kimimizse zulmün, kötülüğün, şerrin...”