Çöl kentleri özletir. Su özleminden seraplar türer. Eser, bir bakıma, çöldeki insanın metropolisi kafasında canlandırışından doğar. Malzemede ölür, eserde diriliriz.
Filozofun dediği gibi ölürken yeni doğmuş gibi ölebilmek, bu dünyaya gelişimizin sebebi. Toprağa dönüşümüz böylesine bir yenilenme için. Hakikatın bile bayatına tahammül edilemez. Hakikat sürekli olarak kendini yeniler.
Ey estetik! Ey sanat! Ey edebiyat ve şiir! Seni doğuran ana öze, yani dine, neden en kısa zamanda, yoz katkıların, yabancı duygu ve düşüncelerin, yanlışların penceresini açıyorsun? Gerekli bir özgürlüğü sömürmüş olmuyor musun?
Şüphesiz, şeytan büsbütün yalana dayanmaz, büsbütün hakikate dayanmadığı gibi. Bir psikolojik realiteden çıkar yola. Bir beneklik hakikatı yalan bulutunda gezdirir; her toprağa, umulmadık her toprağa bir ab-ı hayat gibi düşürdüğünü sanır. Ama düşen ab-ı hayat değildir. Dirilten yağmurlar olduğu gibi çürüten yağmurlar da vardır.