Ağaçlar, güneşe aldanarak yapraklarını zamanında dökmeyi ihmal ettiler. Şimdi yağmurlar içinde yeşil yapraklarıyla kalan bu zavallılar, yaz kıyafetiyle çamurlarda
sürüklenen, vaktinde ölmeyi bilmemiş, düşkün bedbahtları ne kadar andırıyor!
Hiçbir beygir, hiçbir arı, hiçbir sinek başının ağrıdığını veya midesinin bulandığını bize söyleyememiştir. Fakat bu türden bir ıstırabın gözü, başı, ağzı olan bir mahluka yabancı olabileceğini zannetmek ne merhametsizliktir.
Ruh tahlillerinde eşsiz olan bir feylesofun dediği gibi, dikkat, intizar, tayakkuz vaziyetinde, yay gibi gerilmiş duran adam esneyemez. Esnemek, harp ve müdafaa vaziyetini terk etmiş, tam bir emniyet içinde olduğunu hisseden vücudun, mesut teslimiyetidir.
Devlet otoritesi kurulsun istiyoruz, fakat jandarma dayağı ile otorite tesisinde kalkışanlar, vatandaşla devleti karşı karşıya ve hasım haline getirmek gibi kötülüklerin en büyüğünü yapmış olurlar dayakla ve zulümle hiçbir mesele halledilemez. Aksine daha vahim sosyal çıbanlar sarar milli bünyeyi. Devletin asayiş organlarında görev alanlar, en küçüğünden en büyüğüne kadar, şu gerçeği iyi bilmelidirler: İnsanların yüreğine zulüm korkusunu sindirerek başarı sağlanamaz. Zulmün kendisi dahi, zulüm korkusundan daha zalim değildir.
Faik Suad
( 31 Ekim 1964'te Diyarbakır'ın Çermik ilçesine bağlı Haraba ve Musikan köyleri arasında yaşanan çatışmalara devlet mudehalesi üzerine Faik Suad'ın "Söz Gelişi" isimli yazısından...)