Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Karacaoğlan
Binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin
Güneş bir anne gibi dururdu başucunda
Artık dokunamiyor kâkülün bulutlara
Karalara bürünmüş saçlarında dolunay
Ben bu kadar zulme lâyık mıyım Rüveyda?
Geç kalmıştık. Artık ne Suriye ne de Filistin bizimdi. Rumeli'yi kaybetmiştik. Bir realite hissi değil, bir tarih hissi ile kendimizi zorluyorduk. Halep, Şam, Beyrut, Kudüs hepsi birer büyük şehir ve hepsi yabancı idi. Lübnan havası bize Dobruca havasından bin kat yabancıydı. Fakat her yere bizim diyorduk.