Zira o, artık kurumaya, sararmaya yüz tutmuş çınar yapraklarını andıran koca ve yaşlı bir imparatorluğun paşası idi. Belki bundandı ondaki çınarvari duruşun sebebi... Ne ki çınar yaprakları gibi onun da ümitleri sararmaya yüz tutmuş, tıpkı insan eline benzeyen çınar yaprakları gibi, o da ellerini açmış, duaya durmuştu.
Nasıl ki çölün sıcağına, çölün tuzak ve hainliğina alışmış ve her şartta ayakta kalmış isek, buraya da alınacağız. İnsan, her şeye alışır. Ama biz Türkler esarete alışmayız. Hürriyete alışkın olanlar, ona tutkun olanlar için esaret utanç vericidir... Sarı kelebek bile örümceğin ağından kurtuldu. Bizlerde kurtulacağız!
Evlatlarım, dedi. Siz yemeklerinizi yiyin... Ben, bu çorbayı hasta olsam içmeyeceğim... Sizler çok acılar çektiniz. Sizler karnınızı doyurun, ben, sizin yerinize yiyemeyeceğim... Siz yiyin, sizler yedikçe, karnınızı doyurdukça, ben de yemiş ve doymuş kadar olurum. Sizin tokluğunuz, benim açlığımı da giderir...