Merhaba ilk incelememi yazıyorum bugün ve bunun Jane Eyre olması da bence paha biçilmez. Kitabı bugün bitirdim ve ilerde hayatıma çok şey katacağını düşündüğüm klasiklerden biri oldu.
Uzun zamandır distopik kitaplar okuyan biri olarak Jane Eyre hakkında söyleyecek çok kelamım var. Hislerimin ne kadarını anlamlandırabileceğimi kestiremesem de elimden geldiğince yazacağım. Jane Eyre distopik bir kitap değil yanlış anlaşılma olmasın.
Okumayı düşünüp bugün bu incelemeye rastlayan varsa bence hiç tereddüt etmemeli. Zaten kitabı okumaya başladığınızda o sizin elinizden tutup götürüyor hikayesine.
Jane Eyre öksüz ve yetim 10 yaşında bir kız. Dayısının evinde kalıyor ama dayısı da vefat edince hepten kurtulunması gereken bir kambur olup çıkıyor yengesi için. Kimsesiz olmanın verdiği acıyı siz de kahramanımızla birlikte tadıyorsunuz. Onun kaldığı karanlık odada siz de kalıyorsunuz. Kendinize bir çıkar yol arıyormuşçasına onun için de debeleniyorsunuz içten içe. Her karanlığın olduğu gibi bu karanlığın da bir aydınlığı oluyor Eyre’miz için. Kurtuluyor o evden ve yengesi tarafından yatılı okula gönderiliyor. Buraları kısa geçmek istiyorum çünkü amacım kitabı anlatmak değil etkilendiğim kısımları aktarabilmek.
Jane Eyre yatılı okulda 8 yıl kalıyor ve sonrasında bu okuldan bir mürebbiye olarak ayrılıyor.
Eminim ki bu kitabın hem yazarı hem de kahramanı olan Charlotte Bronte için de hikayesinin en can alıcı noktası bundan sonra başlıyor. Jane Eyre Adela adında bir çocuğa mürebbiyelik yapmak için Mr. Rochester’ın malikanesinde işe başlıyor. Kahramanımızın tüm gelececeği o gün korudaki karşılaşmadan sonra şekilleniyor. Thornfield malikanesi aşkın en güzel ve en imrenilesi anlarının yanında bir de en acı anlarına şahitlik ediyor demek yeridir. Kitabın özetini burda bir