Dağın dili ve kulağı vardır. Dağ konuşur ve dinler. Çoban ini mevkiinde koyunlarını otlatan Ali Emmi’ye “Bu sessizlikte, bu issızlıkta, bu yalnızlıkta sıkılmiyor musunuz, usanmiyor musunuz, bunalmıyor musunuz, nasıl vakit geçiriyorsunuz?" dediğimde, asasına yaslanarak; “Dağınan konuşmaya alışan sıkılmaz” dedi ve devam etti. Dağı, rüzgârı, suyun sesini, pınarların türküsünü dinleriz, çiçeklerin kokusuyla sohbet ederiz, kuşlarin sesine eşlik ederiz, koyunlarımızın melemesine katılırız, karişırız ve sıkılmayız. Biz dağınan dağ da bizinen konuşur dediğinde ise gözlerindeki ışıltı tarif edilemez türdendi. Hep dağ dondurmaz ya adamı, bazen ağustos sicağında dağda dağlaşan bir adam sizi iliklerinize kadar dondurur. Dağ ile sohbet etmeyi bilen, rüzgârın, suyun ve çiçeklerin dilini anlayan birisi için yalnızlık . Çokluk o kadar az ki ve azlık o kadar çok ki...