Mücahid Aksüt

Dağ ile Doğuş
dağ yer ve yurt tutmanın mekânı. Belki de dağda yer ve yurt tutmayan kuramıyor şehri. Çünkü insan dağda ariniyor. Bazılarının iddiasının aksine dağ öfkenin ve sertliğin değil, öfkeden arınmanın yurdu. Yalçın Koç ne güzel söyler: “Dağ” ile “buluşan” ve kendi “doğuş'una” mahsus “nihai hakikat” ile yüz yüze gelen “birey”, bu “yüz yüze geliş” esnasında kendi günlük hayatına mahsus “mahpusluk’tan”, yani her şekildeki hissiyattan, duygulardan, düşüncelerden, fikriyattan, her türlü hırstan, şöhret düşkünlüğünden, kin ve nefretten, yalandan ve her türlü ahlâksızlıktan ve tecavüzkârlıktan kurtulur; ve bu suretle "dönüşür".
Sayfa 109 - Muhit Kitap·Kitabı okudu
Hayat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dağ Anadır
Bir büyüğüm dağı olmayan yerde büyüyen insanda merhamet olmaz derdi. Dağların bir barınak ve sığınak olduğunu ve anayi temsil ettiğini bilmeyen anlamaz bunu. Bu anlamda Honaz Dağı bende hep bir anne çağrışımı yapmıştır. Dağın yücelerine çıktığınız zaman bunu en yakından hissediyor ve anliyorsunuz.
Sayfa 92 - Muhit Kitap·Kitabı okudu
Hayat
Toprağı Hissetmek
Deli olmadan dağları anlayamazsınız. Peygamberinden, velisine, filozofundan, düşünürüne dağlara çekilen her insana deli, meczup ve mecnun gözüyle bakılmıştır. Oysa tabiatı, dünyayı, dağları bir Kızılderili, yani yerli gözüyle görmeye başladığınızda ve anladığınızda bir zencinin hüznüyle baktığınızda daha iyi anlamaya başlıyorsunuz. Bir Kızılderili dağından uzaklaşmaya başladığında ölürmüş. Ölümün nefes alıp almamakla, kalbinizin atıp atmamasıyla ilgili olmadığını anlatan sıra dışı, ölçü dışı bir muhayyile. Çünkü hayatı hissetmek için toprağı hissetmek gerekir.
Sayfa 54 - Muhit Kitap·Kitabı okudu
Hayat
Anadolu İnsanı ve Misafirlik
Anadolu insanı ikram etmeden varlığını hissedemez. Çünkü o paylaşarak çoğalır. O misafirine verecek ki Allah da ona verecek. Böyle öğrenmiştir, böyle bilir. Bir keresinde bahçesindeki kayısı ağacı yemiş vermeyen yaşlı bir amca kendi kendine söyleniyordu: “Bıldır dalında kırılıyordu esirgedim konunun komşunun hakkını vermedim, asıl sahibi de bana vermedi.”
Sayfa 40 - Muhit Kitap·Kitabı okudu
İnsan ve Duygular
Dağ Konuşur
Dağın dili ve kulağı vardır. Dağ konuşur ve dinler. Çoban ini mevkiinde koyunlarını otlatan Ali Emmi’ye “Bu sessizlikte, bu issızlıkta, bu yalnızlıkta sıkılmiyor musunuz, usanmiyor musunuz, bunalmıyor musunuz, nasıl vakit geçiriyorsunuz?" dediğimde, asasına yaslanarak; “Dağınan konuşmaya alışan sıkılmaz” dedi ve devam etti. Dağı, rüzgârı, suyun sesini, pınarların türküsünü dinleriz, çiçeklerin kokusuyla sohbet ederiz, kuşlarin sesine eşlik ederiz, koyunlarımızın melemesine katılırız, karişırız ve sıkılmayız. Biz dağınan dağ da bizinen konuşur dediğinde ise gözlerindeki ışıltı tarif edilemez türdendi. Hep dağ dondurmaz ya adamı, bazen ağustos sicağında dağda dağlaşan bir adam sizi iliklerinize kadar dondurur. Dağ ile sohbet etmeyi bilen, rüzgârın, suyun ve çiçeklerin dilini anlayan birisi için yalnızlık . Çokluk o kadar az ki ve azlık o kadar çok ki...
Sayfa 28 - Muhit Kitap·Kitabı okudu
Hayat