Dağı yazmak için dağı yaşamak lazım ise bunu Dursun Çiçek yazardı ancak. Dağ gibi, dağlaşmış adamlarla yol arkadaşlığı yapmış biri olarak dağlar yazılınca anlamlı oluyor. Dağın neyi var anlatılacak derseniz hiç bakmayın kitaba. Ama size sadece arka kapaktaki yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Oradaki alıntıyı okuduğunuzda kitapa dair düşüncelerinizi değişebilir. Çünkü orada dağa sevgisini sunan Allah'ın Sevgilisi bir Zatın sözlerine denk geleceksiniz. "Uhud bizi sever, biz de uhudu" sözünü idrak etmek için insanın kalp kapılarının açık olması lazım. Yoksa taş kalpli dediğimiz nice insandan cennet bahçeleri çıkaran Allah Resulü'nü anlayamayız.
Kitabın adı : "Benim Dağlarım". İçeriğe baktığımızda da Dursun Çiçek doğduğu, büyüdüğü, içinde büyüdüğü, büyüttüğü, gezdiği, tefekkür ettiği dağları yazmış. O kadar canlı bir anlatımla karşı karşıya kalıyorsunuz ki, kalkıp dağlara gitmek istiyorsunuz. Önceden dağları ziyaret etmiş olsanız bile bir de bu dağları okuma kılavuzu sayılabilecek kitapla görmek istiyorsunuz.
Dağın canlı yaşayan hali sizi etkiliyor. Peygamberlerin, dervişlerin, aşıkların dağa olan muhabbetini farkediyorsunuz. Dağ bir mektep siz de orada bir talebe gibi dinliyorsunuz. Şehrin Rabbini unutmuş kaldırımınlarından dağın doruklarında O'na sesleniyor, O'nun'la konuşuyorsunuz. Kendini arayan insana, Rabbini arayan insana dağlar gönlünü açıyor. Gelin dersinizi alın diyor. Ama bir anne şefkati, merhameti ile. Öyle sıcak ve samimi bir davetin ilanını satırlarda görüyorsunuz. Hayatınızda yaşadığınız sıkıntıların çözüm adresi olarak da dağlar yol gösteriyor sizlere.
Aynı zamanda bu satırların sahibi dağa gidemeyenlere de içindeki dağı hatırlatıyor. Orayı unutmamamızın önemini gösteriyor.
Dağlara türkülerle çıkıyor. Dağda türkülerle kalıyor, dağdan türkülerle iniyoruz.