Hatice Dulkadiroğlu

Hatice Dulkadiroğlu
@haticedulkadiroglu
Genellikle dünyada tek başına kalma duygusu bende, mağrur bir üstünlük hissiyle birliktedir: insanları küçümser, horlarım, onları pis, çirkin, yeteneksiz, açgözlü, kaba, aşağılık görürüm; yalnızlığım beni korkutmaz, yani bir olimpos yalnızlığıdır.
Sayfa 102·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Gerçekte, ben ortada bellek olmadığını hep düşünmüşümdür, insan soyu için bu, bir kendini savunma biçimi olabilir. Şu pek bilinen: “ne iyiydi o eski zamanlar”, hiç de, geçmişte mutsuzlukların daha az olduğu anlamına gelmez, ama bunlar hemen unutuluverir. Kuşkusuz, bu deyimin evrensel bir değeri de yoktur; örneğin ben, öncelikle kötü şeyleri hatırlamaya düşkünümdür, o denli ki, neredeyse: “ ne kötüydü o eski zamanlar” diyebilirim, ne var ki, şimdiki zaman da bana geçmiş kadar kötü gözüküyor ; öylesine belalar ve öyle acımasız suratlar, öyle çok kötülükler anımsıyorum ki, benim için bellek, iğrenç bir utanç müzesini aydınlatan titrek ışık gibidir.
Sayfa 9
“Kimse,” der Pascal, “geride herhangi bir şey bırakamayacak kadar fakir değildir.”Tabii, aynı şey hatıralar için de geçerlidir, ne var ki bunlar her zaman bir mirasçı bulmaz. Romancı bu mirası kabul eder ve bu kabulün derin bir melankoliden yoksun olduğu nadir görülür.”
sonsöz, walter benjamin·Kitabı okudu
Hatırla
“Uyku bedensel gevşemenin doruğu ise can sıkıntısı da zihinsel gevşemenin doruğudur. Can sıkıntısı, deneyim yumurtasına kuluçka yatan rüya kuşudur. Ormanın yapraklarının hışırtısı onu kaçırır. Yuva kurduğu yerler -can sıkıntısıyla içten bir bağı olan edimler- şehirlerde yok olmuştur bile, kırsalda da sönmektedir. Böylece dinleme yeteneği kaybolmakta, dinleyiciler camiası yok olmaktadır. Hikâye anlatmak zaten hep hikâyeleri aktarmak sanatı olagelmiştir ve bu da hikâyeler akılda tutulmadığı için kaybolmaktadır. Kaybolmaktadır, çünkü artık, bir yandan hikâyeler dinlenirken bir yandan da kumaş dokunmamakta, ip eğrilmemektedir. Dinleyen kendini ne kadar unutursa dinlediği de aklına o kadar derin kazınır. Dinleyeni çalışmanın ritmi pençesine almışsa o da hikâyelere o şekilde kulak verir ki, içinde onları başkasına anlatma verisi kendiliğinden oluşur. İşte, dokusuna hikâye anlatma verisinin karıştığı ağ böyle bir şeydir. Binyıllarca önce en eski zanaat biçimleri bağlamında örülmüş olan bu ağ günümüzde her ucundan çözülmektedir.”
benjamin’in sonsözü·Kitabı okudu
“Şiir olanaksız, olanaksız olduğu kadar da güzel bir ülküye ulaşmak için yapılan son bir atılım, dizelerin arasından geçerek güneşe doğru yükselen ümitsiz bir uçuştu; sonunda güneş şairi yakacak ve ölümüne neden olacaktı. Şairin en sondaki geri çekilmesi ve suskunluğu bile bir düşüşün aşamalarına, acınası bir dönüşe benziyordu, kendi gücünü aşan bir düş için terk etmeyi göze aldığı dünyaya dönüşüydü bu.”