Adı:
Tünel
Sayfa sayısı:
175
Format:
Karton kapak
ISBN:
10481412
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Baskılar:
Tünel
Tünel
152 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
“Aşk imiş her ne var âlemde, İlm bir kıyl-ü kâl imiş ancak.”

İnsanoğlunun muğlak bir varlık olduğunu hepimiz biliyoruz. Olmasa bile olması gerekirdi de bana göre. “Anlaşılmak kendini satmaktır.(F.P.)” Bizi anlaşılmaz kılan çok şey var. Ama öyle bir şey var ki her yerde her şekilde karşımıza çıkabiliyor. İnsanın en büyük kıvılcımı: Aşk. Hayatımızı aslında aşk yönlendiriyor. Meslek aşkı, okuma aşkı, kitap aşkı, merak aşkı, para aşkı daha bir sürü şey, hepsi aşkın birer çeşidi değil de ne sizce? Aşk etrafımızı bu kadar sarmışken edebiyatta da karşımıza çıkması hiç şaşırtıcı gelmez bize o zaman. Adından söz ettirmiş çoğu kitapta ister ana konu olsun ister olmasın aşka rastlarız. Şuan günümüz romanlarının öz babası olan Don Quijote’u okuyorum. Şövalyemiz tüm kahramanlıklarını aşkından yanıp tutuştuğu Dulcinea del Toboso’ya armağan ediyor. Ya Werther’in Acıları desem? Ya da Madam Bovary? Biraz da bize dönelim. Kürk Mantolu Madonna, Huzur, Eylül sadece birkaçı. Ernesto Soboto da aşkın ne boyutta insana etki edebileceğine yer vermiş bu kitabında. Ya da içimizdeki karanlık tünellerin aşk denen kıvılcımla ateş almasının hikâyesini anlatıyor diyelim. Tünel’de olaylar aşk üzerinden tam bir varoluş sorununa, tüm insanlığa, dünyaya karşı kıskançlık, kin ve öfke duygularına eğiliyor. Hemen Don Quijote’tan şu alıntıya kulak verelim: “Aşk bazen uçar, bazen yürürmüş; kimininki koşar, kimininki ağır ağır ilerlermiş; bazılarını hafif ısıtır, bazılarını yakarmış; birini yaralar, ötekini öldürürmüş; bir anda tutku yarışını başlatır, aynı anda bitirirmiş; sabah kuşattığı kaleyi akşamına düşürürmüş; çünkü hiçbir kuvvet aşka direnemez.” Tünel’in başkişisi Juan Pablo Castel’i aşk yakıyor, âşık olduğu kadını ise öldürüyor. Heyecanınız kaçmasın, kitabın sonunu değil başını söyledim: “Juan Pablo Castel yani Maria Iribarne’yi öldüren şu ressam olduğumu söylemem yeterli olacaktır sanırım.” Kitap bu cümleyle başlıyor. Castel bir ressam. Sergilenen Annelik adlı tablosunda eleştirmenlerin bile farkına varmadığı bir ayrıntıyı sonradan adının Maria olduğunu öğrendiği genç bir kadının ayırdına vardığını hissediyor ve bu durum karşısında hayli şaşırıyor. Ve Maria’nın peşine düşüyor. Bir ressam, tablo, tablonun önünde uzun süre bekleme, adı Maria olan bir kadın siz değerli arkadaşlara tanıdık geldi mi? Gelmeli bence. Castel oldukça yalın ama sarsıcı bir anlatımla roman boyunca, sonuna doğru daha da belirginleşiyor bu, artan bir gerilimle karanlıktaki tünellerinde sakladığı insanlara duyduğu kini, dünyanın yaşanmaz bir yer olduğunu aşkın aydınlatmasıyla büyük bir değişime uğruyor. Sonuç mu? Romanın ilk cümlesine gidin. Bizi birbirimizden ayıran tünellerimiz var. Bu tüneller bize değil de başkasına aydınlanıyorsa durumumuz Castel’in durumuyla aynı olacak. Ve yine, bu yüzden insanın biraz muğlak olması fikrine katılıyorum. Bu kitap hakkında diyecek fazla lafım kalmadı. Don Quijote’un ilk cildini bitirince biraz ara vermek istedim. Elim sebepsiz yere bu kitaba gitmişti. Duyguların okura çok yoğun ve istekli yansıtıldığı bir kitap. Tavsiye ederim. Ve aşktan nasibini almış olanlar diğer insanlardan biraz daha ayrıcalıklıdır bana göre, kazansa da kaybetse de, diyerek bitiriyorum. Şimdi gönül rahatlığıyla Don Quijote’un ikinci cildine başlayabilirim. İyi okumalar.
175 syf.
“Herkes biliyor ki ben Maria Iribame Hunter'i öldürdüm. Fakat, benim onunla ilişkilerimin gerçekten nasıl olduğunu ve onu öldürmek fikrine nasıl vardığımı bilen yok. Her şeyi yan tutmadan anlatmaya çalışacağım, çünkü onun hatası yüzünden çok çekmiş de olsam; benim ku­sursuz olduğum gibi budalaca bir savım yoktur.”

Paragraftan da anlaşıldığı üzere, adam kitabında kendi işlediği cinayeti anlatıyor.
Kendileri bir ressam. Eleştirmenlerden, insanlardan, resimlerine kötü yorum yapabilme hakkını kendinde gören çoğu kişiden nefret eden bir ressam..

Bu ressam, onun resmindeki ayrıntıyı fark eden tek kişiye aşık oluyor. Onu tek bir kişi anlayabiliyor ve o ressam, bu tek kişinin de katili oluyor...

En başlarında;
“Her kimin hoşuna gitmezse, kapayıversin kitabı. Ama, bundan da kuşkulu­yum; çünkü, asıl meraklılar, işte hep o açıklama yapılmasını isteyenlerdir ve bence, bunlardan hiçbiri, bir cinayetin öyküsünü baştan sona kadar okumak fırsatını kaçırmak istemeyecektir.”

Bu şekilde yazarak bir nevi okuyucuyu uyarıyor. Elbette ben de okumaya devam ettim. Anlatım gayet güzel ve akıcıydı. Hiçbir yerinde sıkılmadım diyebilirim. Eminim boş vakti olan herkesin eline aldığı gibi gün içinde bitirebileceği bir kitaptı. Sadece kendi kendine konuştuğu yerlerde bazen kopukluk oluyordu o da bence çok fazla şeyi aynı anda düşünüp yazmasından kaynaklanıyordu.

Fakat ben çok rahatsız oldum. Tam olarak cinayet, polisiye romanları gibi de değil tabi yanlış anlaşılma olmasın. Ama Juan Pablo Castel’in(ressam) bu saplantılı durumu beni okurken dahi ürküttü. Belki kendimle ilgili anımsadıklarım oldu bilemiyorum herkes bu kadar rahatsız olmayabilir de.

Ben bu kitap için bir aşk romanı diyemem, demem. Bu tamamen saplantılı bir adam ve hastalık. Bir olayı 4 farklı şekilde ele alıp acaba hangi sebepten ötürü yaptı diye sürekli sorgular biçimde günlerini geçiriyor. Maria suçsuz demiyorum elbette sadece bu sefer yaş tahtaya basıyor diyorum..
Fakat eminim Castel’in karşısında kim olursa olsun, isterse dünyanın en masum kadını olsun, yine de kafasında kurduğu tonla şey sonucu onu da suçlu bulup öldürecekti. Ha Maria masum da değil o da ayrı mesele. Ama kime göre neye göre...

Castel elmayı soyma şeklinden dahi anlamlar çıkarabilecek bir adam. Örnek veriyorum bunu, atıyorum elmayı soyarken bıçağı Castel’e doğru tuttuysa kesinlikle “acaba beni öldürmek istiyor ve onun sinyalini mi veriyordu,” gibi düşünecektir.
Ama bir de şöyle bir şey var...
Bu saplantılı herif ne düşünürse doğru çıkıyor. Aslında seçeneklerden biri hep oluyor diyelim. Ama yine de bu onun saplantılı ve hasta bir adam olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Tamamen korkunç...

Bu sevgi olamaz, aşk olamaz, yanılıyorsunuz. Aşkından öldürmedi Maria’yı, hırsından ve aldanışından öldürdü, ki o da yine kendi egosuydu. Benim gibi bir adama bunu nasıl yaparsın şeklinde bir iç rahatlatmaydı sadece. Böyle sevmeyin, sevilmenize de izin vermeyin. Bundan mutlu olmayın, aa beni çok seviyor da demeyin. O sevgi size kıyamaz olarak gözükür ama bilmezsiniz ki asıl size o sevgi kıyar.
152 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Ernesto Sabato Arjantin'in ve Güney Amerika'nın en büyük yazarlarından biridir. Yazdığı bu polisiye roman gerçekten sürükleyici ve bir o kadar da heyecan vericiydi. Zweig ve Dostoyevski gibi o insan psikolojisinin derinlerine inme gayreti ve becerisi yazarda çok fazla hissediliyor.

Aşkın içindeki şüphecilik, ihtiraslar, kıskançlık duygularını yazar çok güzel yansıtmış. Kitabımız bir polisiye roman. Baş karakter Juan Pablo Castel bir ressam ve sevdiği kadını öldürüyor. Ama burada bir sürprizi bozmadık. Kitabın başında bunu zaten kendi söylüyor. Aynı Marquez'in Kırmızı Pazartesi'ndeki gibi. Kitabının sonuna kadar bunu neden yaptığını merak ederek geçiriyorsunuz. Bence bu da kitabı çok akıcı ve sürükleyici yapıyor.

Diyaloglar fazla güçlü olmasa da genel olarak kitabı ve yazarın üslubunu çok beğendim. Sabato'yu tanımış olmanın haklı gururunu yaşıyorum diyebilirim. Kitapta altı çizilecek çok fazla satırın olması da sizi kitaba bağlayan unsurların başında geliyor.

Kitabın az okunmuş olması yazarın ülkemizde çok fazla popüler olmamasından kaynaklanıyor olabilir. Ama kendi ülkesinde ve dünyada fazla okunan yazarlardan olduğunu rahatça söyleyebiliriz. goodreads.com'dan baktığınızda raytinglerin ne kadar yüksek olduğunu görebilirsiniz. Kitap mutlaka okunacaklar arasında yerini almalı.

Kafamda kitap hakkında daha uzun bir inceleme yazmak vardı ama şuan aklıma gelen bunlar olduğu için burada bitirecek iken, tünelin içindeki insanın tarifini yapmadan da geçmek istemiyorum. Karanlığın içindeki o aşkın getirdiği inanılmaz duygusal gel-gitleri yazar karakterine cuk diye oturtmuş diyebilirim.

Aynı Tolstoy'un Kreutzer Sonat'ındaki gibi ve Dosto'nun Yeraltından Notlardaki gibi keskin bir karakter var karşımızda. Tünelin sessizliğindeki o küçük çığlıklar sizi bir bilinmezliğe doğru sürüklüyor, sürüklüyor... Sevgiler..
152 syf.
·Beğendi·10/10
Ernesto SABATO'nun (anladıgım kadarıyla) bileşik kaplar misali birbirine bağlayarak yazdığı üçlemenin ilk kitabı: "TÜNEL"
Kitap için kabaca Kürk Mantolu Madonna'nın farklı bir versiyonu diyebileceğimi düşünüyorum; iki kitap arasinda yer yer çok keskin farkların da olduğunu belirterek. Örnegin yaşananlara karşı verilen duygusal tepkiler; hiç şüpheniz olmasın ki onların Pablo Castel'lerinin yanında, bizim Raif Efendimiz kıyaslanamayacak kadar naif ve tam bir duygu adamı. Ama ben yine de; mevcut olan tüm farkları yazarların içinden çıktıklari toplumun kültur ve değerlerindeki farklılıklara bağlayarak, iki kitabın sugötürmez benzerliği konusunda direteceğim.
.
Evet kitabi okudum ve bitirdim(mi?) bilmiyorum. Bildigim şu an karşı konulmaz bir merak ve aklımda bir sürü soru işareti ile "Tünel"in sonunda oldugum. Ama tünelden çıkmam için anlaşılan üçlemenin ikinci kitabı "Kahramanlar ve Mezarlar"ı da alıp okumam gerekiyor.
Hatta ikinci kitap da bu tünelden çıkmama yetmeyecek ve ben zannımca şu an önümde bir heykel gibi dikilen belirsizlik kapısınin anahtarıni "Karanlıkların Efendisi"n de bulacağim.

Okunmalı!
152 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Yazar 1911 doğumlu entelektüel birikimi olduğu çok belli olan bir nükleer fizikçi.

Kitap, açıklayıcı bir önsözle başlıyor ardından ilk bölümde
hayatının aşkını bulduğuna inanan ressam Castel'in sevgilisini öldürmesini söylemesi ve cinayete kadar gelişen olayları anlatmasıyla devam ediyor.


Bir tarafta saplantılı, takıntılı, her kelimenin altını kurcalayan, şüpheci kıskanç bir sanatçı ruhlu ve karşısında adamın sorularına cogu zaman yanıt bile vermeyen bazen de üstü kapalı ve belirsiz cevaplar veren, duygularıyla oynayan gizemli bir kadın. Yani bir taraftan acıdığımız  katil içinde bulunduğu ruh halinden yani Tünel'den çıkamıyor ve kendisini anladığını düşündüğü tek kişiyi de öldürerek kendisini sonsuz yalnızlığa mahkum ediyor.


Kitabın kahramanı Castel'in Othello'ya benzetilmesi hoştu.
152 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Borges ve Cortazar'dan sonra okuduğum üçüncü Arjantinli yazar Erneto Sabato oldu. Başlangıç olarak doğru bir kitabı seçtiğimin bilincindeydim ki başlamam ile bitirmem arasında yaklaşık 4 saatlik bir zaman farkı vardı. Fransızca çevirisi için Albert Camus'un önerdiği bir yazar.

"Juan Pablo Castel yani Maria İribarne'yi öldüren şu ressam olduğumu söylemem yeterli olacaktır sanırım, olayı aşağı yukarı herkes anımsadığına göre kendim hakkında daha fazla açıklama yapma gereği de duymuyorum." ile başlayıp öyle de biten bir kitap.

Okurken cümleler sizi gerçekten de bir tünelin içinde gibi hissettiriyor. Tünelin içinde gölgelerin yönlerini tayin etmek gerçekten çok güç. Kimi okur için "Kürk Mantolu Madonna"yı çağrıştırmış olsa da benim için öyle değildi. Farklı bir kompozisyonu vardı. Sadece baş karakter Castel, biraz Camus'un "Meursault"undan izler taşıyordu. Castel varoluşçu bir anti-kahraman. Camus'un "Meuersault"unun tam tersi.

Meursault daha umursamazken duygular karşısında, Castel ise kendi yaptığı resmi anlayan tek kişiyi öldürebilecek kadar tutkulu. Duygularla arasına duvar öremeyen onlarsız asla var olamayan bir karakter ancak bir taraftan da çok saplantılı.
"Geçici, çürük, dipsiz bir uçurumun üzerine kurulmuş olduğunu"nun bilincinde. O yüzden de Maria onun için ulaşılamayan bir gaye olarak kalıyor Tünel'de.
Bu tünelin beni götürdüğü yer karanlığın bir başka tonuydu ama sonuç olarak yine karanlıktı.
152 syf.
·65 günde·Beğendi·7/10
İnce, tek solukta okunabilecek bir kitap. İşlerimin yoğunluğundan dolayı 1 aya yakındır okuyordum. Psikoloji ağırlıklı, insanlardan nefret eden bir ressamın , kendinden sandığı onun gibi düşünüyor sandığı bir kadına aşık olmasını anlatıyor. Kadının aslında hiç zannettiği gibi olmaması üstüne yaşadığı buhranları betimliyor. Kendi tünelinde bir köstebekken, kadının ona ilgi duyması, kadının tünelinin ona paralel olduğunu sanması....
Karanlık bir psikoloji romanı. Tavsiye ediyorum
"Geçmiş daha güzeldi" tümcesi, geçmişte şimdiye oranla daha az kötü şey olduğu anlamına gelmiyor, yalnızca insanlar geçmişin kötülüklerini unutuyorlar, hepsi bu.
Ernesto Sabato
Sayfa 15 - Ayrıntı Yayınları
Yığınların birçok gülünç ortak özelliği vardır :

İnsanlar birbirlerini tekrarlar,aynı üslubu kullanırlar,diğerlerinden üstün olduklarına inanırlar.
''Geçmiş daha güzeldi'' tümcesiyse, geçmişte şimdiye oranla daha az kötü şey olduğu anlamına gelmiyor, yalnızca insanlar geçmişin kötülüklerini unutuyorlar, hepsi bu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tünel
Sayfa sayısı:
175
Format:
Karton kapak
ISBN:
10481412
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Baskılar:
Tünel
Tünel

Kitabı okuyanlar 57 okur

  • Neslihan T.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%3.1 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0