Tünel bitti ama kafamın içindeki o analiz motoru hala durmadı. Kitap boyunca "gerçek nedir?" diye sorup duruyorsun zaten. Castel'in gördüğü, o ilmek ilmek işlediği detaylar mı gerçek, yoksa o daracık tünelin dışındaki o "anlamsız" görünen dünya mı?
Benim de en büyük hatam bu galiba; her şeyin altında bir bit yeniği aramak, bir bakışı bin parçaya bölüp içinden felaket senaryoları çıkarmak. Castel o "analitik dehasıyla" aslında kendine devasa bir hapishane inşa etmiş. Bir fiyat grafiğine bakıp saatlerce kafa patlatmak gibi; ne kadar çok veri, o kadar çok belirsizlik aslında. Sonunda o sonsuz analizlerin hepsi aynı kapıya çıkıyor: Hiçlik.
Belki de bazen en makul gelene inanıp geçmek lazım, hatalı da olsa. Çünkü öbür türlüsü, insanı o karanlık dehlizlerde boğmaktan başka bir işe yaramıyor. Castel Maria’yı, yani aslında tek kurtuluş ihtimalini, sırf bu analiz takıntısı yüzünden öldürdü. Kendini özel, biricik sanan o narsist tarafı, onu en büyük sıradanlığa, yani mutlak yalnızlığa mahkum etti.
Uzun lafın kısası, kendi tünelinde kaybolanlar için çok sert bir ayna bu kitap. O aynaya bakınca gördüğün şeyden hoşlanmasan da, bir yerlerde birilerinin de aynı tünelde yürüdüğünü bilmek garip bir şekilde teselli ediyor insanı. Ya da sadece öyle sanmak istiyorum, bilmiyorum.