Adı:
Tünel
Baskı tarihi:
1982
Sayfa sayısı:
175
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Baskılar:
Tünel
Tünel
152 syf.
·5 günde·Beğendi
“Aşk imiş her ne var âlemde, İlm bir kıyl-ü kâl imiş ancak.”

İnsanoğlunun muğlak bir varlık olduğunu hepimiz biliyoruz. Olmasa bile olması gerekirdi de bana göre. “Anlaşılmak kendini satmaktır.(F.P.)” Bizi anlaşılmaz kılan çok şey var. Ama öyle bir şey var ki her yerde her şekilde karşımıza çıkabiliyor. İnsanın en büyük kıvılcımı: Aşk. Hayatımızı aslında aşk yönlendiriyor. Meslek aşkı, okuma aşkı, kitap aşkı, merak aşkı, para aşkı daha bir sürü şey, hepsi aşkın birer çeşidi değil de ne sizce? Aşk etrafımızı bu kadar sarmışken edebiyatta da karşımıza çıkması hiç şaşırtıcı gelmez bize o zaman. Adından söz ettirmiş çoğu kitapta ister ana konu olsun ister olmasın aşka rastlarız. Şuan günümüz romanlarının öz babası olan Don Quijote’u okuyorum. Şövalyemiz tüm kahramanlıklarını aşkından yanıp tutuştuğu Dulcinea del Toboso’ya armağan ediyor. Ya Werther’in Acıları desem? Ya da Madam Bovary? Biraz da bize dönelim. Kürk Mantolu Madonna, Huzur, Eylül sadece birkaçı. Ernesto Soboto da aşkın ne boyutta insana etki edebileceğine yer vermiş bu kitabında. Ya da içimizdeki karanlık tünellerin aşk denen kıvılcımla ateş almasının hikâyesini anlatıyor diyelim. Tünel’de olaylar aşk üzerinden tam bir varoluş sorununa, tüm insanlığa, dünyaya karşı kıskançlık, kin ve öfke duygularına eğiliyor. Hemen Don Quijote’tan şu alıntıya kulak verelim: “Aşk bazen uçar, bazen yürürmüş; kimininki koşar, kimininki ağır ağır ilerlermiş; bazılarını hafif ısıtır, bazılarını yakarmış; birini yaralar, ötekini öldürürmüş; bir anda tutku yarışını başlatır, aynı anda bitirirmiş; sabah kuşattığı kaleyi akşamına düşürürmüş; çünkü hiçbir kuvvet aşka direnemez.” Tünel’in başkişisi Juan Pablo Castel’i aşk yakıyor, âşık olduğu kadını ise öldürüyor. Heyecanınız kaçmasın, kitabın sonunu değil başını söyledim: “Juan Pablo Castel yani Maria Iribarne’yi öldüren şu ressam olduğumu söylemem yeterli olacaktır sanırım.” Kitap bu cümleyle başlıyor. Castel bir ressam. Sergilenen Annelik adlı tablosunda eleştirmenlerin bile farkına varmadığı bir ayrıntıyı sonradan adının Maria olduğunu öğrendiği genç bir kadının ayırdına vardığını hissediyor ve bu durum karşısında hayli şaşırıyor. Ve Maria’nın peşine düşüyor. Bir ressam, tablo, tablonun önünde uzun süre bekleme, adı Maria olan bir kadın siz değerli arkadaşlara tanıdık geldi mi? Gelmeli bence. Castel oldukça yalın ama sarsıcı bir anlatımla roman boyunca, sonuna doğru daha da belirginleşiyor bu, artan bir gerilimle karanlıktaki tünellerinde sakladığı insanlara duyduğu kini, dünyanın yaşanmaz bir yer olduğunu aşkın aydınlatmasıyla büyük bir değişime uğruyor. Sonuç mu? Romanın ilk cümlesine gidin. Bizi birbirimizden ayıran tünellerimiz var. Bu tüneller bize değil de başkasına aydınlanıyorsa durumumuz Castel’in durumuyla aynı olacak. Ve yine, bu yüzden insanın biraz muğlak olması fikrine katılıyorum. Bu kitap hakkında diyecek fazla lafım kalmadı. Don Quijote’un ilk cildini bitirince biraz ara vermek istedim. Elim sebepsiz yere bu kitaba gitmişti. Duyguların okura çok yoğun ve istekli yansıtıldığı bir kitap. Tavsiye ederim. Ve aşktan nasibini almış olanlar diğer insanlardan biraz daha ayrıcalıklıdır bana göre, kazansa da kaybetse de, diyerek bitiriyorum. Şimdi gönül rahatlığıyla Don Quijote’un ikinci cildine başlayabilirim. İyi okumalar.
152 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Herkes öldürür sevdiğini deyip konuya Oscarlı bir dalış yapmak istiyorum. Wilde’nin bu muazzam şiirinin kitabın çok güzel bir özeti olduğunu bilmenizi istiyorum. Bana göre şiir bu kitabı kesinlikle tamamlıyor. Klişe cümleler vardır; İnsanı en çok sevdiği yaralar, dost kazığı acıdır gibi sayısız tümce sıralayabilirim. İnsanı elbette sevdikleri yaralar çünkü arada bir duygusal bağ, bir etkileşim ve en önemlisi bir iletişim vardır. Umurunuzda olmayacak başka bir bedenin sizi yaralaması, üzmesi sizin zayıflığınızdan başka bir şey değildir. Bu durumun ölü bir insana küsmek kadar manasız olduğunu söylemek isterim.

Ernesto Sabato sevdiğimiz bir abimizdi. janti adamdı, adabı giyinmeyi çok iyi bilirdi. Gibi saçma bir cümle kurup anlık olarak kendimde bir tebessüm oluştursam da 2011 yılında yitirdiğimiz yazarımız 1911 Arjantin doğumludur. Bir asırlık bir ömrüne imrenilecek bir eğitim ve sonrasında ise harika bir edebi kişilik eklemiştir. İlgi alanı olmamasına rağmen kendi bölümünün dışına çıkıp felsefe, sosyoloji ve toplumsal konulara el atması yazarımızın merakının hat safhalarda olduğunu gösteriyor. Bir dönem siyasete karışmış olması ise bir takım istifalar ile sonuçlanmıştır. Mevcut iktidar devrildikten sonra ferah bir nefes almış, o iktidar süresinde yaşadıklarını kitaplara dökmüştür.

Kitabın yazım aşaması günümüzden yarım asır geride olsa dahi kesinlikle değerini yitirmeyecek türdedir. İnsanın her çağda insan olması ve sapkınlıklarından, tutku ve aşklarından, kuşkularından, en önemlisi de ruh köhneliğin ödün vermemesi bu tarz eserleri yüzyıllar boyunca okunulası ve değerli kılıyor. Yazarın muazzam tespitlerinin, kişilerin arayışının felsefi bir anlatım ile kurgulandığı bu cinayet romanı üçlemenin birinci kitabıdır.

“’Acı çekmeye ne gerek var?’ İntihar etmek yok olmanın en kolay yöntemiydi: Bir an bu saçma dünyanın gökdelenleriyle, tanklarıyla, hapishaneleriyle bir kurgudan başka bir şey olmadığını; kötü bir kâbusun gökdelenleri, tankları ve hapishanelerinden daha fazla bir gerçekliği olmadığını düşündüm.” (Alıntı #47694875 )

Ana karakterimiz Juan Pablo Castel her çağın vebası haline gelen duygudaş olamama durumunun mihenk taşı vaziyetindedir. Castel’in ressam olarak sanatçı kişiliğinin de kurguya dâhil edilmesi sanatçı diye tabir ettiğimiz bireylerin, sanatçı ruhlarının çok daha kolay bir şekilde iradeden uzaklaştığının ve sıradan hadiseler yüzünden ruhsal problemler yaşadıkları için ele alındığını öngörmek istiyorum. Bu durumu ise kurgu ve yazarın sanatçı kimliği ile tam bir örtüşme sergiliyor. Özellikle ressam seçilmesi üzerine düşünülmesi gereken hassas konulardan bir tanesidir. Filozof ile ressam arasında bir fark görmüyorum; birisi sayısız sözcük ile düşüncelerini dökerken öteki sadece renkleri kullanarak bizlere her şeyleri sunmaya çalışırlar. Bizler ise çoğu kez filozofları anlamadığımız gibi ressamları çizdikleri tabloları da anlamakta ya güçlük çekeriz ya da anlamayız. Aynı pencerelerden, aynı manzaralara baksak da her birimizin gördüğü çok farklıdır.

“Tek başardığımız birbirimizi bir kez daha acımazsızca kırmak...” (Alıntı #47691165 )

Castel’e yüklenen hedonist kişilik, bencil bir düşünce yapısıyla güçlendirilmiştir. Ruhunun karanlıkta kalan yanlarını dışavurum ile karşılaştığı sorunları çözümlemeye çalışan ve her çözümde kendi mezarına bir kazma daha sallayan hali okuru bir yandan hüzünlendirirken, diğer yandan farklı seçeneklerin çokluğu ile şaşırtmaktadır. Yazarın insanı iyi bir şekilde analiz etmesinin sonucu kurgusunda “elma yediniz mi?” diye sormak yerine “kaç elma yediniz?” sorusunu tercih etmesi cevap verecek kişinin cevap alanını nasıl daralttığını ve doğruya yönelttiğini, bir diğer seçenek olarak ise sorunun cevapsız kalacağını okuruna göstermiştir.

Çıkarılacak sayısız ders vardır eser içerisinde; bir Dogmatizm esintisi vermek istenilen birçok duruma şahit oldum. Doğruluğu kanıtlanmamış bir düşüncenin mutlak doğru olduğuna kendini inandırmak taraftarını yıkımdan öteye götürmediğini, sayısız karın ağrısı ve çekilen acıların katlanarak arttığına Castel ile tekrardan şahit olduk. Aşırıcılığın, yetineme durumunun ve şüphenin de bu bağnazlık ile aynı olduğunu yine ya taraftarını ya da muhatabının ölümüyle sonuçlandığı ortadadır.

“İnsanların neyi, neden anımsayıp anımsamaması gerektiğini şeytanın bile bildiğinden kuşkuluyum ya, bana kalırsa "toplumsal bellek" falan diye bir zırvalık da yok zaten, insan türünün geliştirdiği diğer savunma mekanizmasından başka bir şey değildir bu "toplumsal bellek" kavramı. "Geçmiş daha güzeldi" tümcesiyse, geçmişte şimdiye oranla daha az kötü şey olduğu anlamına gelmiyor, yalnızca insanlar geçmişin kötülüklerini unutuyorlar, hepsi bu.” (Alıntı #47644487 )

Castel’in sorunlu ruh yapısı ve benzer bir kişilik arayışı âşık olduğunu kadını öldürmeye sevk etse de durumun basit bir kıskançlık cinayeti olarak addetmemekte fayda vardır. Hiçbir cinayet ve intihar anlık bir buhranın sonucunda yapılmış eylem değildir. Kişi bilmese de sayısız kere düşünülmüş ve bu neticede eyleme dökülmüştür. Castel’in bu kişiliği kesinlikle bir hastalıklı aşkı kaldırabilecek bir yapıda olmadığı ise okurların gözlerinden kaçmamalıdır. Klinik bir vaka olan acıyı ya da hüznü sevme durumu, aşka âşık olma durumu gibi kesinlikle bir destek ile defedilmeli. Aksi devam ettikçe kişinin acıdan kurtulma yolunun kendini yok etme arzusunu tetikleyip, intihara sürüklediği unutulmamalıdır.

Kitabım Ayrıntı Yayınları’ndan ve çeviri sahibi Pınar Savaş tarafında muazzam bir şekilde Türkçe dillendirilmiştir. Kesinlikle ne bir kelime ne de bir cümle kaybı vardır. Sayfa yapısı yerinde ve kapak resmi dâhice seçilmiştir. Minik bir yazar hayatıyla başlayan eser Martin Casariego “öndeyiş’i” ile devam edip kısa 39 bölüm ile okuruna sunulmaktadır. Eser birinci tekil şahıs ile yazılmasına rağmen anlaşılması zor ya da sıkıntı verecek türde değildir. Yazarın akıcılığı son sayfaya kadar devam ederken diğer yanda ise okurunu sürekli merak içerisinde bırakarak kitabı elinden bırakmasına izin vermiyor.

“Dünyanın korkunç bir yer olduğunu göstermek için kanıta gerek yok...” (Alıntı #47644767 )

Sözün özü; içeriğinde felsefi birçok değeri barındıran bu güzide kitabın okuruna katacağız şeyler tartışılmazdır. Eserin kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesi olduğunu düşünüyorum. Değişmeyen insan hallerinin bir başka kurgu ve yazar tarafından yeniden aklınıza kazılmasını istiyorsanız bu kitap tam size göredir.

Sevgi ile kalın…

Oysa herkes öldürür sevdiğini
Kulak verin bu dediklerime
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!
Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.
Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.

#OscarWilde
152 syf.
·1 günde·Puan vermedi
çok akıcı ve merak uyandırıcı olduğu kesin ama ben sevmedim çok net yani polisiye benlik değil ve sayfa sayısı azlığından zorlayarak bitirdim okumasaydım da olurdu
175 syf.
“Herkes biliyor ki ben Maria Iribame Hunter'i öldürdüm. Fakat, benim onunla ilişkilerimin gerçekten nasıl olduğunu ve onu öldürmek fikrine nasıl vardığımı bilen yok. Her şeyi yan tutmadan anlatmaya çalışacağım, çünkü onun hatası yüzünden çok çekmiş de olsam; benim ku­sursuz olduğum gibi budalaca bir savım yoktur.”

Paragraftan da anlaşıldığı üzere, adam kitabında kendi işlediği cinayeti anlatıyor.
Kendileri bir ressam. Eleştirmenlerden, insanlardan, resimlerine kötü yorum yapabilme hakkını kendinde gören çoğu kişiden nefret eden bir ressam..

Bu ressam, onun resmindeki ayrıntıyı fark eden tek kişiye aşık oluyor. Onu tek bir kişi anlayabiliyor ve o ressam, bu tek kişinin de katili oluyor...

En başlarında;
“Her kimin hoşuna gitmezse, kapayıversin kitabı. Ama, bundan da kuşkulu­yum; çünkü, asıl meraklılar, işte hep o açıklama yapılmasını isteyenlerdir ve bence, bunlardan hiçbiri, bir cinayetin öyküsünü baştan sona kadar okumak fırsatını kaçırmak istemeyecektir.”

Bu şekilde yazarak bir nevi okuyucuyu uyarıyor. Elbette ben de okumaya devam ettim. Anlatım gayet güzel ve akıcıydı. Hiçbir yerinde sıkılmadım diyebilirim. Eminim boş vakti olan herkesin eline aldığı gibi gün içinde bitirebileceği bir kitaptı. Sadece kendi kendine konuştuğu yerlerde bazen kopukluk oluyordu o da bence çok fazla şeyi aynı anda düşünüp yazmasından kaynaklanıyordu.

Fakat ben çok rahatsız oldum. Tam olarak cinayet, polisiye romanları gibi de değil tabi yanlış anlaşılma olmasın. Ama Juan Pablo Castel’in(ressam) bu saplantılı durumu beni okurken dahi ürküttü. Belki kendimle ilgili anımsadıklarım oldu bilemiyorum herkes bu kadar rahatsız olmayabilir de.

Ben bu kitap için bir aşk romanı diyemem, demem. Bu tamamen saplantılı bir adam ve hastalık. Bir olayı 4 farklı şekilde ele alıp acaba hangi sebepten ötürü yaptı diye sürekli sorgular biçimde günlerini geçiriyor. Maria suçsuz demiyorum elbette sadece bu sefer yaş tahtaya basıyor diyorum..
Fakat eminim Castel’in karşısında kim olursa olsun, isterse dünyanın en masum kadını olsun, yine de kafasında kurduğu tonla şey sonucu onu da suçlu bulup öldürecekti. Ha Maria masum da değil o da ayrı mesele. Ama kime göre neye göre...

Castel elmayı soyma şeklinden dahi anlamlar çıkarabilecek bir adam. Örnek veriyorum bunu, atıyorum elmayı soyarken bıçağı Castel’e doğru tuttuysa kesinlikle “acaba beni öldürmek istiyor ve onun sinyalini mi veriyordu,” gibi düşünecektir.
Ama bir de şöyle bir şey var...
Bu saplantılı herif ne düşünürse doğru çıkıyor. Aslında seçeneklerden biri hep oluyor diyelim. Ama yine de bu onun saplantılı ve hasta bir adam olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Tamamen korkunç...

Bu sevgi olamaz, aşk olamaz, yanılıyorsunuz. Aşkından öldürmedi Maria’yı, hırsından ve aldanışından öldürdü, ki o da yine kendi egosuydu. Benim gibi bir adama bunu nasıl yaparsın şeklinde bir iç rahatlatmaydı sadece. Böyle sevmeyin, sevilmenize de izin vermeyin. Bundan mutlu olmayın, aa beni çok seviyor da demeyin. O sevgi size kıyamaz olarak gözükür ama bilmezsiniz ki asıl size o sevgi kıyar.
152 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Tam bir saplantılı roman..Bir cinayet itirafnamesi. Zaten “Juan Pablo Castel yani Maria Iribarne ‘yi öldüren olduğumu söylemem yeterli olacaktır “ ile başlar.. aşk,takıntı,kıskaçlık ve ölümün hikayesi. Albert Camus Fransızca’ya çevrilmesini önermiş..
Yalın dille yazılmış,akıcı.. Bir günde bitirebilirsiniz.. Çok sevdim, çok etkisinde kaldım diyemeyeceğim.. Sadece biraz sevdim :)
152 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Juan Pablo Castel kendisi ressam olur. Düzenlenen sergisinde pencere temalı tablosunu nokta atışıyla anlatan Maria Iribarne aşık olur
Fakat bir sorun var ki kadın evli... Yazarımız ana karekter üzerindeki psikolojiye ağırlık vermiş olmakla aşk uğruna yapılan acımasız cinayeti bizlere güzel anlatmış, okunması gereken bir yapıt
152 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Ernesto Sabato Arjantin'in ve Güney Amerika'nın en büyük yazarlarından biridir. Yazdığı bu polisiye roman gerçekten sürükleyici ve bir o kadar da heyecan vericiydi. Zweig ve Dostoyevski gibi o insan psikolojisinin derinlerine inme gayreti ve becerisi yazarda çok fazla hissediliyor.

Aşkın içindeki şüphecilik, ihtiraslar, kıskançlık duygularını yazar çok güzel yansıtmış. Kitabımız bir polisiye roman. Baş karakter Juan Pablo Castel bir ressam ve sevdiği kadını öldürüyor. Ama burada bir sürprizi bozmadık. Kitabın başında bunu zaten kendi söylüyor. Aynı Marquez'in Kırmızı Pazartesi'ndeki gibi. Kitabının sonuna kadar bunu neden yaptığını merak ederek geçiriyorsunuz. Bence bu da kitabı çok akıcı ve sürükleyici yapıyor.

Diyaloglar fazla güçlü olmasa da genel olarak kitabı ve yazarın üslubunu çok beğendim. Sabato'yu tanımış olmanın haklı gururunu yaşıyorum diyebilirim. Kitapta altı çizilecek çok fazla satırın olması da sizi kitaba bağlayan unsurların başında geliyor.

Kitabın az okunmuş olması yazarın ülkemizde çok fazla popüler olmamasından kaynaklanıyor olabilir. Ama kendi ülkesinde ve dünyada fazla okunan yazarlardan olduğunu rahatça söyleyebiliriz. goodreads.com'dan baktığınızda raytinglerin ne kadar yüksek olduğunu görebilirsiniz. Kitap mutlaka okunacaklar arasında yerini almalı.

Kafamda kitap hakkında daha uzun bir inceleme yazmak vardı ama şuan aklıma gelen bunlar olduğu için burada bitirecek iken, tünelin içindeki insanın tarifini yapmadan da geçmek istemiyorum. Karanlığın içindeki o aşkın getirdiği inanılmaz duygusal gel-gitleri yazar karakterine cuk diye oturtmuş diyebilirim.

Aynı Tolstoy'un Kreutzer Sonat'ındaki gibi ve Dosto'nun Yeraltından Notlardaki gibi keskin bir karakter var karşımızda. Tünelin sessizliğindeki o küçük çığlıklar sizi bir bilinmezliğe doğru sürüklüyor, sürüklüyor... Sevgiler..
175 syf.
·Puan vermedi
TÜNEL/ ERNESTO SABATO-Ayrıntı yayınları, çev: Pınar Savaş (roman-152syf)

Aslında cinsel ilişki diye bir şey yoktur.
Bunu ben demiyorum.

"Jacques Lacan, bize, cinsellikte aslında herkesin kendi işine baktığını anlatır. Elbette, ötekinin bedeninin aracılığı söz konusudur, ama sonuçta zevk yalnız sizin zevkiniz olacaktır. Cinsellik birleştirmez, ayırır."

Aşk ve cinsellik, neresinden bakarsak bakalım, oldukça netameli bir konudur. Bir yönüyle, ilkel varlığımızın ışıksız, kör, karanlık ve geçirimsiz bakışına; diğer yönüyle de varlığımızı naif, derin, renkli, yaratıcı ve estetik bir yüceliğe taşıyan erdemine yaslanır. İnsanın, varoluş halinin merkezine oturan bu duygu ve güdü estetik yaratılarının temel konusudur. En soylusundan en sıradan olanına, Kralından, soytarısına, zengininden fakirine, en akıllı feylesofundan en aptalına varana değin hiçbir insan bu duygunun ve güdünün pençesine düşmekten kurtulamamıştır.

Sabato’nun akıl ve duygu dehlizinde bu duyguya ne şekilde rastlayacağız, birlikte bakalım…

‘’Yirminci yüzyılın ilk yarısında yazılmış olsa da insanlık kadar eski, insanlar yaşadıkça var olacak ruh hallerinin dibine kazılan bir ‘Tünel’ bu kitap.
Özdeşlik arayışı, aşk, tutku, şüphe ve cinayet…
Sıradanlığın ve sanatçı ruhunun, aklın ve içgüdünün birbirine karıştığı girdaplarda soluk soluğa bir yolculuk. Bizi götürdüğü yer ise daha ilk cümleden belli: ‘’Ben Juan Pablo Castel, yani Maria İribarne’yi öldüren şu ressam…’’

Varoluşçu bir antikahramanın cinayet itirafnamesidir Tünel. Fransızcaya çevrilmesini Albert Camus’nün önerdiği, Gramaham Grren’in hayranlıkla karşıladığı bir başyapıt. Ernesto Sabato’nun felsefi ve edebi evrenindeki yolculuğunun da ilk adımları.

Tünel çağımızın temel entelektüel sorunlarını, toplumların ve ruhlarımızın karanlık, izbe köşelerini didikleyen bir üçlemenin ilk kitabı. Yaratıcılık ve dışavurum, istense de istenmese de en azından tek bir kişiyle duygudaşlık, anlamdaşlık için değil midir? Ya böyle bir kişiye rastlarsa yaratıcı?

İşte ressam Castel’in öyküsü, böyle bir rastlaşmaya yani Maria’yla başlar. Kurtarıcısını, tüneldaşını bulmuş gibidir. Marazi bir ruh taşkınlığıyla sarılır Maria’ya.
Aklın, takıntının, kuruntunun, kuşkunun, kıskançlığın, sıkıntı ve deliliğin kol gezdiği Castel’in dünyasında gerçeklik duygusu adım adım yitirilir. Geride ne yaratıcı, ne de yaratı kalır. Cinayet de çözümsüzdür, kalıcı olan tek şey sonu gelmeyen kuşku döngüsüdür.

İflah olmaz aşkları, ruh tutulmalarını bilenler için…’’

Kuru, kesin ve sarsıcı bir dille yazılmıştır, roman ilerledikçe gerginlik de tırmanır. Bir yönüyle polisiye-gerilim romanı da diyebileceğimiz eserin, psikolojik yönü daha ağır basar. Tamamen bir paranoyanın aşk duygusu üzerinden nefrete ve ölümcül şiddete varan gelişimi işlenmiştir. Bir yönüyle de çok tanıdık bir öyküdür söz konusu olan. Ülkemiz özelinde de sıkça rastladığımız bir olgu işlenir. Kadının varlığı üzerinden tanımlanan ahlaki, cinsel, psikolojik ve sosyolojik bir vakıadır mesele. Eril karakter aşkına, namus anlayışına, ilişki tasavvuruna, gündelik varoluşuna, cinsellik anlayışına ve deneyimlerine dair bütün belirlenimlerini, yaklaşımlarını, sınırlarını kadın üzerinden bir tutuma dönüştürür. Erkeğin sapkın, hastalıklı ve açmazlarla dolu aşk ve sevgi arayışı önünde sonunda ve kadın ne yaparsa yapsın, kadının kurban edileceği bir sonuca evrilir.

Romanda Castel adlı ressam bir taraftan kibirli, herkese üstten bakan, geneli salak ve yetersiz gören, uyumsuz biri, diğer taraftan da yetersiz, kompleksler içinde, sevgiye ve ilgiye aç, anlaşılma beklentisi içinde çırpınan biridir. Varoluşçudur, dünyayı sürekli olumsuzlar, alaycı ve saldırgandır. Dili ve tavırları lümpendir. Fahişe demekten, kızınca fiziksel şiddet kullanmaktan, aşık olduğu kadını kuşkuları üzerinden iffetsizlikle suçlamaktan hiç sakınmaz. Aslında Castel tipinin toplumumuzda sıkça rastlanan bir erkek tipolojisine ne kadar benzediğini hemen fark edersiniz. Tek fark Castel’in hastalıklı halini felsefi bir zarla kapatmaya çalışmasıdır.

Diğer taraftan Castel öznel konumuna uymayan ağır bir çabanın içine de girmiştir. Kahraman akıl ve mantık yürütmeleriyle dünyanın ve insanlığın sırlarını çözmeye çalışacaktır. Zihni bozukluğunu belki de en çok bu çabası tetiklemiştir. Zira dünya mantıklı bir yer değildir. Sonunda bütün akıl yürütmeleri onu kendi kara deliklerinin çekim alanına sürüklemiştir. O artık sevdiğini söylediği kadını öldüren bir katildir.

Sonuç: Sabato, çok iyi bir yazar…Kitap son derece yüksek heyecan ve gerilim sahneleriyle dolu.
Seçim sizin…
152 syf.
·Beğendi·8/10
Ne olursa olsun tek bir tünel vardı, karanlık ve Yalnız: benimki çocukluğumun, gençliğimin, tüm yaşamımın içinde geçtiği o tünel.
Aşk, tutku, şüphe, cinayet...
Sonu gelmeyen kuşku döngüsünü ve ruh tutulmalarını bilenler için şifa olsun
152 syf.
·Beğendi·10/10
Ernesto SABATO'nun (anladıgım kadarıyla) bileşik kaplar misali birbirine bağlayarak yazdığı üçlemenin ilk kitabı: "TÜNEL"
Kitap için kabaca Kürk Mantolu Madonna'nın farklı bir versiyonu diyebileceğimi düşünüyorum; iki kitap arasinda yer yer çok keskin farkların da olduğunu belirterek. Örnegin yaşananlara karşı verilen duygusal tepkiler; hiç şüpheniz olmasın ki onların Pablo Castel'lerinin yanında, bizim Raif Efendimiz kıyaslanamayacak kadar naif ve tam bir duygu adamı. Ama ben yine de; mevcut olan tüm farkları yazarların içinden çıktıklari toplumun kültur ve değerlerindeki farklılıklara bağlayarak, iki kitabın sugötürmez benzerliği konusunda direteceğim.
.
Evet kitabi okudum ve bitirdim(mi?) bilmiyorum. Bildigim şu an karşı konulmaz bir merak ve aklımda bir sürü soru işareti ile "Tünel"in sonunda oldugum. Ama tünelden çıkmam için anlaşılan üçlemenin ikinci kitabı "Kahramanlar ve Mezarlar"ı da alıp okumam gerekiyor.
Hatta ikinci kitap da bu tünelden çıkmama yetmeyecek ve ben zannımca şu an önümde bir heykel gibi dikilen belirsizlik kapısınin anahtarıni "Karanlıkların Efendisi"n de bulacağim.

Okunmalı!
152 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ünlü bir ressamın cinayet anısı. Kendisini ötekileştirerek kurduğu dünyasına sırf görülmeyeni o da gördü sanısıyla peşine takılıp hayatına dahil etmek istemek ve sonunda onu öldürmeye gidecek kadar tuhaf bir hikaye. Ressamımız bir değişik ama yazarımız on numara. Öyle güzel boşluklar bıraktı ki kafamda, hangi karakteri ne kadar yazması gerektiğini, o hesaplı, yerinde ve dozajında iç sesleri mükemmel. Yorumlarda genel olarak güzel denilse de, eksik buldum. Bayağı güzel,ya da fevkalade falan olmalıydı bence. Çünkü ben çok beğendim. İnce ince işlenmiş sonunda haklı ya da haksızı olmayan bir hikaye. Immahlardan... sevgilerimle
Hee bir de resimlerinde kimsenin görmediği o pencere arkasındakiler gerçek oldu, artık herkes pencerenin ardında senin olduğunu biliyor be ressam. Yazık ettin kendine ama neyse.
Ernesto Sabatonun qarşıma çıxan bəzi fikirləri məni cəlb etdi. Kitablarını araşdırarkən bu kitab haqqında müsbət rəylər gördüm və gələcəkdə oxuyacaqlarıma əlavə etməliyəm deyə düşündüm.
Milyonlarca yıldır hiçliğe doğru koşan minyatür bir gezegende, acılar içine doğuyoruz, büyüyoruz, dövüşüyoruz, hastalanıyoruz, ölüyoruz, ölüyorlar ve aynı anlamsız komediyi baştan oynamak için başkaları doğuyor.
Ernesto Sabato
Sayfa 47 - Ayrıntı Yayınları - 2. Basım - 2016 - Çeviri: Pınar Savaş
Dünyanın korkunç bir yer olduğunu göstermek için kanıta gerek yok...
Ernesto Sabato
Sayfa 16 - Ayrıntı Yayınları - 2. Basım - 2016 - Çeviri: Pınar Savaş
Tek başardığımız birbirimizi bir kez daha acımazsızca kırmak...
Ernesto Sabato
Sayfa 132 - Ayrıntı Yayınları - 2. Basım - 2016 - Çeviri: Pınar Savaş

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tünel
Baskı tarihi:
1982
Sayfa sayısı:
175
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Baskılar:
Tünel
Tünel

Kitabı okuyanlar 206 okur

  • Tuba
  • Merve Kızılırmak
  • Ahmet İlhan
  • Y. y
  • Liliyar
  • Emine Şalcı
  • Neslihan T.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%2.3 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0