“kalp gözün maşallah açık ama o da ileri derece hipermetrop. allah kalp gözü vermiş, size hep verir, ama sarı noktalı, astigmatlı ve görme bozukluğu verir. isterken duâ çabuk bitsin de kalkıp gideyim diye, ibn-i teymiyye’nin, tirmizi’nin duâsını ezberden tekrar edeceğine, “allah’ım kalp gözümü bast hâlinde aç” diye yine ezberden büyüklenerek söyleyeceğine, bari “rabbim aç, aç amma biraz da görür olsun” de.”
kambur, şule gürbüz’le beni tanıştıran eseriydi. lâkin bu tanışıklık, eserin ortalarına doğru dimağda mayhoş bi’tat bırakmaya başlamıştı. cioran’ın o köşe bucak kaçtığım koyu umutsuzluğuna bu eserde, biraz postmodernizm tozu katılarak rastladım ve tabiri câizse “topuklamak” istedim eserden. yazarın on sekiz yaşında bu olgunlukta olması bir kesimin alkışına maruz kalsa da o yaşta bi’çocuğun dünyayı böyle umutsuz bi’pencereden görmesi beni üzdü zirâ yazarın yaşamına yayılması gereken tüm umutsuzluk, ergenlik sürecinde depolanmış gibiydi, tahammül istiyordu. altı çizilmesi gereken bi’çok cümle ve hayret hissi uyandıran ruhsal betimlemeler olsa da bu denli koyu karamsarlık, beni, onun okumak istediğim “coşkuyla ölmek” eserini ertelemem için bi’sebep sundu. teşekkürler şule gürbüz, tüm umutsuzluğa rağmen iyi bi’savaşçı olduğun ve bizleri şahit tuttuğun için.