Puan vermedi·144 syf.··
2026 23. kitabı
“Yağmur denizde sefalet oluyor değil mi ?” Bir sarrafın mücevherleri işlediği , bir bestekarın notalarla raks ettiği gibi romanını dahi şiirsel nakışlarla işleyerek yazan Tanpınar , adeta kelimelerle zamanı durdurmayı başarmış bir sanatkardır. XXyy ,coğrafyamızda çalkantılı ve devrimli günlerdi işte bu dönemde yaşamış olan değerli kalem, Osmanlı’dan Cumhuriyete geçiş sürecinde ki siyasi , kültürel değişimler ile doğu batı arasında ki sancılı sürece bizzat şahit olarak , bunları sadece eserlerinde yazmakla kalmayarak adeta kelimelerle, geçmiş ile geleceği cümlelerde buluşturmuştur. Bu kıymete değer eserlerinden bir tanesini de biz şanslı okuyucular Mayıs ayında okuyarak ,analiz tahlil ederek bir nebze de olsa edebiyatımızın hafızasını kendi perspektifimizle görme şansına eriştik. Ben de naçizane kendi paradigmam ve yorumumla bir şeyler söylemek istiyorum. Elbetteki Yaz Yağmuru kitabını tek bir edebiyat çerçevesinde ele alamam çünkü kültürel birikimi ve çok yönlü bir yazar olması nedeniyle ( yazar,şair,denemeyazarı,siyasetçi,akademisyen vs.) kaleminden çıkan şaheser ,bir çok perspektiften açıklanmaya değer. Edebi metin özelliğiyle şiirsel ,estetik açıdan bir cerrahın titizliğiyle kaleme alınmış her bir hikaye hem gözleri hem de ruhu doyurmakta böylelikle onun eserlerinin sadece okunmadığını hissedildiğine de şahit oluruz . Türkçeye kattığı senfoni tadında ki kelimelerin bezenmesi, düşünce dünyamıza bıraktığı izlerle eşine az rastlanan ,dimağlarımızda tat bırakmış Türk edebiyatının en zarif ve en derin sanatkarlarından biridir dersek mübalağ etmiş olmayız değil mi ? ( Burada kendimi Bridgerton’ da ki lady Whistledown gibi hissettim ) Yine tarihi bilgisi ve bilinci bunun yanında kendisinin de yaşanan değişim ve dönüşüme tanık olması neticesinde eserlerine
Yaz YağmuruAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 2023466 okunma
10/10
·160 syf.··
2026 162. kitabı
İçerik: Huzursuzluk, bir aşk hikâyesi gibi başlayıp savaşın, göçün, kimlik çatışmalarının ve insanlığın ortak acılarının anlatıldığı etkileyici bir romana dönüşür. Romanın merkezinde, Mardinli Hüseyin ile Ezidi kızı Meleknaz’ın hikâyesi yer alır. Ancak asıl anlatılan yalnızca iki insanın aşkı değil; Ortadoğu’nun parçalanmış ruhu ve savaşın sıradan insanların hayatlarında açtığı derin yaralardır. Adının hakkını veren bir roman. Okuru rahatlatmak yerine düşündürür, sorgulatır ve dünyanın başka köşelerinde yaşanan acılara tanıklık etmeye davet eder. Özellikle toplumsal gerçeklik, psikoloji ve insan hikâyelerini seven okurlar için etkileyici bir okuma deneyimi sunar. Huzursuzluk Zülfü Livaneli
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,8bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İman etmek cesur adamların işidir.
7/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
Mehmet Salim Öztoksoy’un, İslamiyet’i kabul etme sürecinde yaşadığı tecrübelerden ve hatıralardan oluşan bu eser, yazarın kendi anlatılarına dayanmaktadır. Müslüman bir ülkede, sözde Müslüman bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Öztoksoy, tamamen Batı kültürüyle yetişmiştir. Türkiye’deki Batı hayranı pek çok insan gibi, İslam’a karşı önyargılı bir tavır benimsemiş; onu araştırmayı dahi gerekli görmemiştir. Ancak bir gün, mürtet olmuş eski bir müftünün (Turan Dursun) İslamiyet’i çürüttüğüne dair duyduğu bilgiler üzerine, İslam aleyhine kaleme alınmış bir kitabını okumaya karar verir. Başlangıçta amacı, İslamiyet’in yanlışlığını öğrenmek ve çevresini de bu düşünceden uzaklaştırmaktır. Fakat okudukça, eserde yer alan iddiaların ve iftiraların boyutunun tahmin ettiğinden çok daha ileri seviyede olduğunu fark eder. İslam’a karşı son derece olumsuz duygular besleyen Öztoksoy bile, yazılanların önemli bir kısmının gerçekle bağdaşmadığını kısa sürede anlar. Bununla birlikte, kitapta yer alan bir iddia özellikle dikkatini çeker: Kur’an’ın kendi ayetleriyle çeliştiği ve bu nedenle tutarsız olduğu ileri sürülmektedir. Yazar, bu iddiasını sure ve ayet numaralarıyla desteklemeye çalışmaktadır. Kur’an’a uzun yıllar boyunca mesafeli duran Öztoksoy, ailesini İslamiyet gibi bir düşünceden uzaklaştırmak amacıyla söz konusu ayetleri bizzat incelemeye karar verir. Ancak yaptığı araştırma sonucunda, adı geçen yazarın açıkça çarpıtma ve iftiraya başvurduğunu görür. Daha da dikkat çekici olan ise, bu yazarı referans gösteren pek çok kişinin, Kur’an’da gerçekten böyle bir ifade olup olmadığını araştırma ihtiyacı dahi duymamasıdır. Bu durumun farkına varan Öztoksoy, kendi ifadesiyle, sorgulamadan başkalarının düşüncelerini tekrar edenlerden biri olmak istemez ve okumaya, araştırmaya
1000Kitap
"Ol" Dedi OldumMehmet Salim Öztoksoy · Tin Yayınları · 2025172 okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2026 37. kitabı
Ölüm... Herkesi korkutan, kimsenin konuşmak istemediği o kaçınılmaz konu. Özellikle de bir yakınınızı kaybettiyseniz, bu korku günlük yaşamınızın sessiz bir uğultusu haline gelir. Bahçıvan ve Ölüm, yazarın babasının hastalık sürecini, ölümünü ve ardından yaşadığı yas dönemini anlattığı son derece kişisel bir roman. Ancak bu kitap yalnızca bir ölüm hikâyesi değil; bir oğlun babasını kaybederken hafızasına, çocukluğuna ve geçmişine tutunma çabası. Romanın merkezinde bahçe metaforu bulunuyor. Babası bir bahçıvan. Ömrü boyunca toprağı işliyor, ağaçlar dikiyor, çiçekler yetiştiriyor. Hastalık bedenini yavaş yavaş tüketirken geriye emek verdiği bahçe ve bıraktığı hatıralar kalıyor. Bu yüzden kitabın en çarpıcı cümlesi aynı zamanda bütün romanın özeti: "Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe." Gospodinov ölümü büyük felsefi tartışmalarla değil; bir sofraya duyulan özlemle, baharda açacak çiçekleri merak etmekle, bir kuşun sesini son kez duymak istemekle anlatıyor. Bu sade yaklaşım kitabın etkisini daha da artırıyor. Roman boyunca insanın aklında şu soru dolaşıyor: "Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi öldüğünde bizden ne kalır?" Ölümü değil, faniliği; kaybedeni değil, geride kalanı anlatan hüzünlü ve derin bir eser. 7/10
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
10/10
·272 syf.··
2026 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 09:42
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatırsınız; bazıları ise son sayfadan sonra bile zihninizde yaşamaya devam eder. Alex Schulman'ın 17 Haziran adlı romanı benim için ikinci grupta yer aldı. İlk sayfasından itibaren merak duygusunu diri tutan, her bölümde okuru biraz daha içine çeken bu kitap, sonuna kadar elimden bırakamadığım eserlerden biri oldu. Roman, görünüşte tek bir güne odaklanıyor gibi görünse de aslında yılların biriktirdiği kırgınlıkları, suskunlukları ve aile içindeki görünmez yaraları anlatıyor. Schulman, geçmiş ile bugün arasında kurduğu geçişlerle karakterlerin ruh dünyasını katman katman açıyor. Okurken yalnızca olayları değil, insanların birbirlerine söyleyemedikleri şeylerin nasıl ağır bir yük haline geldiğini de hissediyoruz. Kitabın en etkileyici yanı, sıradan görünen anların altında saklanan duygusal derinlik. Yazar, aile ilişkilerini romantikleştirmeden, tüm karmaşıklığı ve gerçekliğiyle ele alıyor. Sevginin her zaman sıcak ve güvenli bir duygu olmadığını; bazen öfke, kırgınlık ve pişmanlıkla iç içe geçebileceğini gösteriyor. Bu nedenle karakterler kusurlarıyla birlikte son derece gerçek hissettiriyor. Romanın son bölümleri ise kitabın en güçlü kısmını oluşturuyor. Sayfalar boyunca biriken soruların cevap bulması ve olayların anlam kazanması beni derinden etkiledi. Özellikle final, yalnızca şaşırtıcı olmakla kalmıyor; aynı zamanda insanın içine işleyen bir hüzün bırakıyor. Kitabı bitirdikten sonra bir süre düşünmeden edemedim. Çünkü 17 Haziran, sadece bir hikâye anlatmıyor; geçmişin bugünü nasıl şekillendirdiğini ve insanların taşıdığı görünmez yükleri sorgulatıyor. Alex Schulman'ın sade ama güçlü anlatımı, duyguları abartıya kaçmadan aktarabilmesi ve okuru karakterlerin iç dünyasına yaklaştırması kitabı unutulmaz kılan unsurlar
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,309 okunma
Puan vermedi·524 syf.··
2026 8. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 06:46
Masumiyet Müzesi, benim için sadece bir aşk romanı olmadı. Bu kitapta sevginin insanı nasıl güzelleştirebildiğini ama aynı zamanda nasıl bir takıntıya dönüştürerek insanı tüketebildiğini gördüm. Kemal'in Füsun'a duyduğu aşk, zamanla sevginin sınırlarını aşarak bir saplantıya dönüşüyor. Okurken bazen onu anlamaya çalıştım, bazen de yaptığı şeylerin insanı ne kadar yalnızlaştırdığını düşündüm. Orhan Pamuk, İstanbul'u sadece bir şehir olarak değil, yaşayan bir karakter gibi anlatmış. Sokaklar, evler, eşyalar ve hatıralar hikâyenin içine öyle işlenmiş ki insan kendini o dönemin İstanbul'unda hissediyor. Ancak kitabın bazı bölümleri oldukça detaylı olduğu için yer yer akıcılığını kaybedebiliyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey aşkın kendisinden çok, insanın sevdiği bir hatıraya tutunma çabası oldu. Çünkü bazen insanlar bir kişiyi değil, o kişiyle yaşadıkları duyguları kaybetmekten korkuyor. Masumiyet Müzesi, aşkın en masum hâlini değil, insan ruhunda bıraktığı derin izleri anlatan etkileyici ve düşündürücü bir roman. Bu yüzden bende hüzünlü ama uzun süre unutulmayacak bir iz bıraktı. İyi okumalar dilerim...
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma