Türk milleti, tarihsel olarak sözlü kültüre (destanlar, aşık gelenekleri, masallar, sözlü tarih) çok bağlı bir toplumdu. Sözün gücüne, nefesine inanılırdı. Yazılı kültüre geçiş ve ardından gelen hızlı modernleşme sürecinde, o sözlü mirasın getirdiği derinlik ve akıcılık yazı diline tam olarak taşınamadı. Ritmi kaybettik.
Peki bu kayıp nasıl önlenir?
Çözüm, edebiyatta ve sanatta gizli. Yaşar Kemal, Orhan Kemal veya Haldun Taner gibi ustalar, sokaktaki ve Anadolu'daki o konuşulan dili yazıya aktarmayı başardıkları için ölümsüzleştiler. Bugün de dili sadece dil bilgisi kurallarından ibaret görmeyip, onun yaşayan, nefes alan bir organizma olduğunu hatırlayan yazarlara, senaristlere ve her şeyden önemlisi dili hakkıyla konuşan bireylere ihtiyacımız var.