Mustafa Kemal bir tatlısu Türk'ü değil, hür fikirli bir Türk devrimcisi idi. Fes ve şapka demek, medeniyet demek olmadığını pek iyi bildiğine şüphe yoktu. Fakat başlık değiştirmenin din ve iman değiştirme olduğu gibi batıl inanışlara saplanan ve mıhlanan bir kafaya, hiçbir ileri tefekkür ışığı vurmayacağını da bilirdi. Asıl mesele kafanın içindeki batıl inanışları söküp atmakta idi. Bu başlık değil, baş davası idi.
Oğullarımız amcalarına pipi gösterirken, erkek olmanın derin hazlarına giriyordu bilinç altında ve üstünde. "Pipi" öylesine önemliydi ki, dünyayı sulayacaklardı onunla elbet. Sidik yarışlarının yegane doğuş sebebiydi bu, "Kim uzağa en çok?" Kızlarsa hep cilveli. İyi bir damızlık bulup doğurana dek. Sonrası mı? "İyi bak çocuğuna, mutlu et erkeğini!"
Bizler "her yaşta aşk"ı, "her şeye rağmen aşk"ı, yalnızca son moda romanlarda okuduk; sayfa sayfa harfler, biriktirdikçe kelimeleşen, cümleleşen, aşklaşan, özgürleşen ama özgürleştirmeye yetmeyen.
Öyle şartlar içinde Mustafa Kemal'in yaptığını yapabilecek, cesarette demiyorum, belki ondan gözü pekler vardı, azminde demiyorum, belki onun kadar azimli olanları vardı, bilgi de demiyorum, şüphesiz ondan daha bilgili olanları vardı, fakat kırk yıllık ömrümde onun liderlik dehasında hiç kimseyi tanımadım.
Mustafa Kemal, anasından tam gününde ve saatinde doğmuştu.