Fantastik evren aşıklarının garip alışkanlıklarından birine sahip olmaktan dolayı oldukça mutluyum. Benim gibi yaratısının sınırı olmayan kitaplara vurgun insanların paylaştıkları fotoğraflardaki arka plan kitaplık kitaplarını incelemek.
Bu kitaplar içinde bir seriyi oldukça defalar gördüm ve tabii ki dizginlenemez merak ve boş bir cüzdanla seriyi en sonunda aldım.
"Dikenlikler Prensi."
Kitabın yorumunu üçüncü kitabın ortalarını okurken yazıyorum ki kanımca böylelikle çok daha geniş bir perspektif sunabilirim.
Öncelikle ilk kitabın puanının diğer iki kitaba göre düşük olmasının gayet makul bir sebebi var. çünkü yazarın ilk kitabı şu an elimizde tuttuğumuz. İkinci kitap neredeyse ilk kitaptaki temel tüm hatalardan ders almış, son kitap ise iyice sağlamlaşan bir zeminde tatmin edici bir biçimde ilerliyor.
Dikenlikler Prensi'nde yazarın "Okursanız her sorunuzun cevabı var ve hatta okumayı sürdürürseniz ana karakterimin çelişkili karakterinin aslında ne kadar tutarlı olduğuna ikna olacaksınız." tavrını çok net görebilirsiniz. İlerleyen sayfalarda sözünün eri bir yazar olduğunu söyleyebilirim.
Edebi olarak dilinin zayıflığını acımasız sahnelerle örten, çok net fantastik bölümler yerine bilimle harmanlanmış paralel gelecekten olasılıklar sunan kitap benim için oldukça keyifli bir gezintiydi. Yazarı sevmemle birlikte param da oldukça yazarın tüm kitaplarını eninde sonunda okuyacağım.
Okuduğunuz için teşekkürler.
Dostlar, ihtiyaçlarınız çok azdır, kolayca giderilebilirler ve gerekli her acıya kolayca katlanılabilir. Hayatınızı zenginlik ve şöhret gibi önemsiz amaçlar için karmaşıklaştırmayın: bunlar ataraxianın düşmanıdır. Sözgelimi şöhret başkalarının görüşlerinden ibarettir ve hayatlarımızı başkalarının istediği şekilde yaşamamızı gerektirir. Şöhrete ulaşmak ve onu sürdürmek için başkalarının hoşlandığı şeylerden hoşlanmamız ve uzak durdukları şeylerden uzak durmamız gerekir. Sonuç olarak, şöhretli bir hayat mı yoksa politika içinde geçen bir hayat mı? İkisinden de kaçın. Ya zenginlik? Uzak durun! Bu bir tuzak. Ne kadar çok kazanırsak o kadar çok isteriz ve isteğimiz tatmin olmadığında üzüntümüz o kadar derin olur. Dostlar beni dinleyin:
“Mutluluğu istiyorsanız, hayatınızı gerçekten ihtiyacınız olmayan şeyler için mücadele ederek ziyan etmeyin.”
Jakuzi'nin Korkuluk parçasında muhteşem bir bölüm vardır. "Üzerime hayatım bulaşmış / Ne yapsam çıkmıyor izi"
İnanıyorum ki hayatımızda yaşadıklarımız ya da yaşattıklarımızın izleri farkında olmasak bile her daim bizlerle birlikte. Yazar inanışımı insan olmayan ama kalbi olan robotlar üzerinden bana tekrar ve tekrar hatırlatırken fazlasıyla kafa yordum sözlere. Bütün insanlığı yok eden makineler yaratıp sonra yeniden hayat vermeye çalışmadaki paradoks oldukça zorlayıcı. Sevmek ya da sevilmek... affetmek ya da affedilmek... ölmek ya da yaşarken ölmek.
Bence yaşarken ölmenin birçok yolu var. Bunlar arasında ise en korktuğum hatırlayamamak. Kim olduğunu, kiminle olduğunu bilmeden nefes alıp vermeye devam etmek yaşamak mı gerçekten. Kitabın son yirmi sayfasında sanki öncesinde yaşattıkları yetmezmiş gibi bir de buradan vuruyor yazar. Antony Hopkins'in "Baba" filmi sonrası bir daha tövbe dediğim alzheimer konusu ile az biraz olan neşemizi gem vuruyor.
Kitapta oldukça neşeli anlar, geveze süpürgeler, sosyapat hemşireler var bittabi ama ardına saklı hüzün hep satır aralarında gülümsüyormuş gibi yapmadan duramıyor. Yazarın tarzını oldukça beğenmekle birlikte yaza girerken daha neşeli şarkılar dinlemenin vakti geldiğini hatırlıyorum.
Okuduğunuz için teşekkürler.
Aslında kitabın kapağından şüphelenmem gerekiyordu. Alnın ortasındaki çekirge nedir sorunsalı hemen kendini açık etti. Meğer ana karakterin alnının altında şimşek izi varmış, onu saklıyormuş...
Çok ama çok üzüldüm. Afrika kültürüne ait orijinal bir eser beklerken neler okuttular bize... Dışlanmış ve zorbalık gören çocuğumuz hem de on iki yaşında(!) kendine bir arkadaş bulur sonra okuduğu her şeyi ezberleyebilen çok zeki bir kız arkadaşı daha olur ve bunlar büyü okuluna başlar...
Ufak ufak zorlukları aştıkça büyücülerin toplandığı gizli bir alanda maça girer hem de birinci sınıf pardon kız olmasına rağmen, arada asa kızı seçer pardon juju bıçağı kızı seçer... yazdıkça darlanıyorum.
Sadece bir bölüm alalım alalım. Leopar insanları zeki, kültürlü, bilge diye sayıp sayıp birbirine en ufak düşmanlığı olmayan iki karakteri ölümüne dövüştürmek ve birini gerçekten öldürmek nedir? On iki yaşında çocuklara sigara içirtmek nedir? Anlat, dinliyorum. Bisküviden ev yapan arı nedir anlat yahu...
Belki ikinci ya da üçüncü kitapta cevaplar vardır da kim bilir ne zaman okurum ya da okur muyum? Bilmiyorum.
Okuduğunuz için teşekkürler.