• Ben 37 yaşındayım, neredeyse 38, neredeyse bir insan ömrü kadar yaşlı, eski gecelerden ve baş ağrısından neredeyse ak saçlı.
    Franz Kafka
    Sayfa 28 - Dorlion Yayınları
  • 400 syf.
    ·10/10
    Dönüşüm ile başladı Kafka yolculuğum. Dava, Mavi Oktav Defterleri, Aforizmalar derken, bir de bu mektuplar girdi listeme. En son Orhan Veli’nin Nahit Hanım’a yazdığı mektupları okumuştum. O zamana kadar bu tür eserlere ilgim azdı, fakat işin içine Orhan Veli girince okumadan edemedim. Şimdi bir de Kafka’nın yazdıkları gelmiş önüme. Durur muyum hiç? Böylesine bir zihin, aşkı nasıl anlatır acaba, merak etmez miyim hiç?
    Öncelikle, bu mektuplar Kafka’nın diğer eserlerinden oldukça farklı.

    Özellikle Dava’da yaşadığım, kitabın içine bir türlü girememeyi bu kitapta yaşamadım. Zaten konu aşk olunca içine girememek mümkün mü? Değil elbette. Üzerine bunca yazı yazılmış bir konuyu, her devirde farklı ifadelerle anlatılanı bir de Kafka anlatırsa, şüpheye düşerim. Kitaba aşk romanı gözüyle değil altından muhakkak başka çözümlemeler çıkacak düşüncesi ile yaklaşırım.

    Yanıldım, yanılmama sebep Kafka’nın, bu yazıları yayınlamak için yazmamış olmasındandı belki. Basılmasını isteseydi bu kadar açar mıydı içini, bu kadar samimi dökebilir miydi hislerini satırlara? Bilmiyorum. Bir mantık kurardı sanıyorum, karmaşıklaştırır, dolandırır, şaşırtır, sonra da öylece bırakıverirdi okuru.
    Evet, Milena’ya Mektuplar.

    İnternette en çok alıntısı yapılan kitaplardan biri bence. Bir kitap sitesinde tam 450 alıntısına rastladım. Her satırını işaretlemiş kimileri. Kıyamamışlar kaybolmalarına. Sanki kitapta kaybolacaklar, sanki herkesin içine işleyen satırlar aynıymış gibi. Böylece alıntı arşivleri biraz daha kabarmış. (Bu alıntı konusuna bir ara tekrar değinmek istiyorum.)

    Çok konuştum da bir türlü kitaba gelemedim. Milena, Kafka’nın öykülerini Çekçe’ye çeviren bir gazetecidir. Aralarındaki ilişki bu şekilde başlar. Dönemin iletişim aracı telgraftır, şimdiki gibi telefonlar, internetler yoktur. Bu yüzden belki de dayanıklıydı ilişkiler. Mektupların birbirlerine ulaşma süresi uzun olduğu için, içinde yazılanlar da iyice sindiriliyordu. Gönderilen bir mektuptaki yanlış anlamayı önlemek için yine uzun bir süre beklemek gerekeceğinden oldukça dikkatli yazılıyordu. Özen gösteriliyordu. Sevilen kişi çok uzakta olsa bile telefon var, olmadı uçak var, atlar gidilir, kalbi alınır. Ama öyle mi o zamanda? Bu kadar kolay mı her şey? Hayat kolaylaştıkça zorlaştırdık aslında, değersizleştirdik değerleri.

    Evet, yine uzaklaştım. Dönelim Kafka’ya. Tanıştıkları sırada Milena evli, Kafka ise nişanlıdır. Mektuplaşmaları Kafka’nın hastalığı ilerleyip de ölene kadar devam eder. Zaten onları ayıran şey de ölümdür.
    Aşkı, Kafka’dan okumak apayrı bir zevkti.

    Milena’nın verdiği cevaplar az çok anlaşılsa da, bunlar yazarın yorumlamalarından ibaret, hislerinin satırlara yansıması. Onu böylesine etkileyen kadını merak ediyorum ister istemez. Yorumlanmış halini değil de bizzat elinden çıkan satırları görmek istiyorum. Yanlış hatırlamıyorsam sadece bir tanesi vardı kitabın sonunda. O da yeterli gelmiyor, daha çoğunu istiyor insan.