H.Betül

H.Betül
Öğretmen
Boğaziçi Ünv.
49 okur puanı
Nisan 2019 tarihinde katıldı
Berrak Bir Zihnin Meyvesi
5/10
·222 syf.··
2020 16. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 24 Ekim 2020 21:32
İhtida öyküleri okumayı seviyoruz. Müslüman ailelerin içine doğuşumuz bazen kaidelere bakışımızı daraltabiliyor, alışmışlık sarhoşluğuna kapılabiliyoruz. Bu yüzden uç örneklerin fikirlerini, bizim fark etmediğimiz detayları fark edişlerini, belki hiç bulunmayacağımız çevrelerde İslam’ı temsil edişlerini görmek istiyoruz. Görev yaptığı dönemin cumhurbaşkanı tarafından ‘‘Federal Almanya Üstün Hizmet Nişanı’’ ile ödüllendirilen başarılı bir Alman diplomat Murad W. Hofmann’ın hayatını okuduğumda da bu yüzden merakım cezb olmuş, Mekke’ye Yolcuk isimli otobiyografi kitabını hemen edinmek istemiştim. ‘‘İslam: Gerçek Alternatif’’ isimli kitabında daha çok İslam’ın teorik tarafı üzerinde duran Hofmann’dan İslam’ın pratikteki uygulamaları üzerine bir kitap yazması istenmiş ve o da Mekke’ye Yolculuk’u yazmış. Kitabın içinde İslam’ın beş şartına göre düzenlediğini söylediği farklı konu başlıkları yer alıyor. Bunlar; İslam’a Felsefi Bir Yaklaşım (Müslüman olduğunu ilan etme/şehadet), Günde Beş Vakit-Emredildiği Gibi (namaz), En Değerli Varlık Para (zekat), Kendini Kanıtlama Meydanı (oruç) ve Mekke’ye Yolculuk (hac). Bu kitapta Hofmann, Müslüman olduğu yıl olan 1980 ve 90’lı yılların başını da içeren on beş yıllık bir zaman zarfında yaşadıklarını anlatıyor çoğunlukla. Haliyle anlattıklarının bir kısmı güncelliğini korurken, bir kısmınınsa tarihte kaldığını görüyoruz. Eğer benim gibi daha çok evrensel mesajlar çıkarma ve okuduğunuzdan kendi yaşantınıza pay biçme peşindeyseniz kitabın ‘‘Almanya’da İslam’’ içeriğinin baskınlığından bahsetmem gerek. Ancak bu sayede Hofmann gibi İslam’la ilgilenen birçok Alman entelektüel isimle tanıştım, tarihteki Alman sanatçıların, aydınların Kur’an ile ilgili meal çalışmaları ve Avrupa’daki İslami hareketler hakkında fikir sahibi oldum. Benim
Mekkeye YolculukMurad W. Hofmann · Çağrı Yayınları · 20091 okunma
Reklam
Puan vermedi·152 syf.··
2020 14. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 08 Ağustos 2020 18:32
Kıymetini Bil Herşeyin, John Berger'den okuduğum ilk kitap oldu. Ve şimdiye kadar bitirmekte en çok zorlandığım kitap... Garip bir şekilde bitirmek için inat ettim, normalde zorlandığım şeyleri yarım bırakmaya meyyal olduğum halde. Bazen günde 5 sayfa, bazen 10, bazen hiç okumayarak, bölük pörçük. Bu yüzden bitirmek için verdiğim emeğe karşılık yine de "okudum" demeye haya ederim. Zordu. Çeviri olduğu için mi, Berger'in tarzı mı böyle bilemeyeceğim ama dili çok ağır bir kitaptı ve benim gibi anlattığı şeylere de ilgili değilseniz, "Ben niye okuyorum bu kitabı?" diyebilirsiniz. Politika, Uluslararası Savaş Suçları, İsrail, Filistin, ABD... Ama kimi zaman da sanat. Bırakmama sebebim buydu heralde. Anlattıği her şeye bir sanatçı inceliği ve estetiğiyle yaklaşıyor Berger. Bir savaştan bahsederken bir anda sizi bir fotoğraf galerisine, ya da bir klasik müzik bestecisiyle tanışmaya götürebiliyor. Harcadığım zamana değdi mi, hayır. Sorun benim yanlış seçimimdeydi. John Berger okumaya başlamak için doğru bir kitap değildi Kıymetini Bil Herşeyin.
Edebiyat
Kıymetini Bil HerşeyinJohn Berger · Metis Yayıncılık · 2019272 okunma
Puan vermedi·124 syf.··
2020 13. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2020 20:38
Gençlik ateşiyle çıkılan engebelli yollar, edilen büyük laflar, dev hitaplar, dergiler, kitaplar... Sonra mı; kıvrımlarda ayrılıklar, sapmalar, diplomalar, eşler, çocuklar, alınan kilolar, para, dünya ve ölüm... Dava, tahammül ve sefer. "Hayatta paradan daha değerli şeyler vardır." Yalnızca bir yeşilçam filmi repliği mi olacak; düstur mu? Zaman... Bazen ilaç bazen yavaş yavaş öldüren zehir. Panzehir kimi zaman siyah örtüsüne tutunmak, ağlamayı unutan gözlerin yaşlarla sel oluşuna kapılmak. Dua.
Edebiyat
Ya Tahammül Ya SeferMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201315,7bin okunma
YEŞİLİNE DÖNDÜM
Puan vermedi·240 syf.··
2020 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2020 14:28
Bazı kitapları okumaya çok erken yeltenmişim. Bu yüzden Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile başlayan Ahmet Hamdi Tanpınar serüvenim Beş Şehir denemesiyle beraber geride bıraktığım yarım kalmışların izleri oldu benim için. Beş sene önceydi. O yaşlardaki Hatice altından kalkamamış bu eserlerin vesselam. Daha önce hiç yarım bıraktığım bir kitaba geri dönme cesareti gösterememiştim. Bir kitapta, bin parçalık bir yapbozda, bir filmde sebat etmek… Biraz mizaç, biraz olgunluk meselesi özünde. Ödülünü kazanmak için can attığım bir kitap okuma yarışmasının listesinde Beş Şehir de vardı. Yolumuz kesişti yeniden. Kaçacak yerim yok, Endülüs’e seyahat etmek istiyorsam Tanpınar’la Beş Şehir’in seyyahı olacaktım ilkin. Ankara yine bildiğimiz gibiydi, kurak. Ahmet Hamdi’nin uzunluğu bir paragrafa varan cümlelerinin arasında tekrarlara dalıp anlama susuyordum. Yarışma için kalan son kitabımda pes etmenin eşiğinde kımıldarken kendimle bir sabır imtihanına girdiğimi anladım, direndim. Eşiği aştıktan sonra zevkin kapıları ardına kadar açıktı artık. Zevkine vardım. Artık ödülden çok bitmek tükenmek bilmeyen taht savaşlarının gölgesinde ince ince yükselen Selçuk mimarisine farklı bir gözle bakmak için Konya’ya yeniden kavuşmak, Erzurum’un çarşılarını hayal etmek, Bursa’nın yeşilinde kaybolmak istiyordum. Bursa’nın yeşili… İstanbul’un göz alabildiğine görkemli camilerini dahi bu denli şevkle anlatmıyordu sanki Tanpınar. Bir vapur uzağımda olan bu şehre gitmeyi daha önce hiç bu kadar istememiş, araştırmalar yapmamıştım. Şu cümlelerle başlıyor Bursa’da Zaman’a: ‘’Şimdiye kadar gördüğüm şehirler içinde Bursa kadar muayyen bir devrin malı olan bir başkasını hatırlamıyorum. Fetihten 1453 senesine kadar geçen 130 sene, sade baştan başa ve iliklerine kadar bir Türk şehri olmasına yetmemiş, aynı
Edebiyat
Beş ŞehirAhmet Hamdi Tanpınar · Dergâh Yayınları · 201314,2bin okunma
SENİN KARŞINDA ÇOCUK VAR
9/10
·300 syf.··
2020 3. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2020 18:38
‘’Kim Milyoner Olmak İster?’’ yarışmasında annesini reddettiğini söyleyen bir kadını izledik hepimiz. Günlerce üzerine yazılıp çizildi, bunları söyleyen kadın linç edildi; vefasızlıkla, ahlaksızlıkla suçlandı. Ben dahil çoğu insan videoyu ilk izlediğimizde o kadın yerine utanç duyduk. Çünkü aileye koşulsuz itaat ve saygı öğretilmişti bizlere. O kadın ne yaşamış olursa olsun ailesini toplum içinde bu şekilde küçük düşürmeye ve üzmeye hakkı yoktu. Tam da bu olaylar sosyal medyada dönerken karşıma daha önce kim olduğunu bilmediğim Nihan Kaya’nın bir tweeti çıktı. Bambaşka bir açıdan yaklaşmıştı duruma. Toplum yargılarına karşı o kadını savunuyordu. Evet annesini reddeden kadını! Bizim bu kadına karşı tavrımızın sebeplerini ‘’İyi Aile Yoktur’’ isimli kitabında ayrıntılı bir şekilde anlattığını yazmıştı. ‘’İyi Aile Yoktur.’’ Kitabın ismi bile yeter çoğu kişinin ondan uzak durmasına. Değer yargılarıma, şimdiye kadar öğrendiklerime ne kadar tezat bir şeyle karşılaşacağımı anladığım halde içimde bir şey bunu okumam gerektiğine inandı. Bilmeliydim herkes gibi olmamayı, o tweeti okuduktan sonra utandığım önyargımın sebeplerini ve kurtulmalıydım. Koronavirüs karantinasında, hepimizin tüm vaktimizi ailemizle geçirdiğimiz, onlardan başka kimseyi görmediğimiz günlerde okudum ben bu kitabı. Okuduğum her satır canlı bir deney düzeneği gibi karşımda, gözlemlerime açıktı bu yüzden. Bu düzeneklerin en erişilebilir olanı ise kendi zihnim. Okudum, izledim, okudum izledim. Çocuk kalbim gün yüzüne çıkıyordu. Satırlarda sağ-sol yapan gözlerim ve anılarımda med-cezir yaşayan zihnim… Böyle bir etkisi vardı Nihan Kaya’nın cümlelerinin. O anlatıyor, belki kendi çocukluğundan, belki başka çocuklardan örnekler veriyor, bense kendimi, zihnimin derinliklerine attıklarımı topluyordum bir bir
İyi Aile YokturNihan Kaya · İthaki Yayınları · 20187,9bin okunma
Reklam