Yaptığım hiçbir şeyin hakkını veremeyerek emin olmayan adımlarla aynı yolları yürümeye devam ediyorum. Ya yolun sonunda iyi ki vazgeçmedim diyip yolumu seveceğim ya da yürürken kayboldum sandığım bir anda esas yolumu bulacağım.
"Kol, bacak, beden, baş, el gibi kutsal kalıtlara gelince, ben onların da öldükleri zaman bizim gibi olduklarına inanıyorum, onlara tapmamalıyız, tasvirlerine de tapmamalıyız. Yalnızca gökyüzünü ve yeryüzünü yaratmış olan Tanrı'ya tapmalıyız, anlamıyor musunuz?"
"Siz papazlar ve keşişler, siz de Tanrı'dan daha fazla şey bilmek istiyorsunuz, şeytan gibisiniz, yeryüzünde Tanrı olmaya kalkıyorsunuz, şeytanın izinden giderek Tanrı'nın bildiği kadar bilmek istiyorsunuz. Aslında bir insan ne kadar çok bildiğini sanırsa, o kadar az biliyor demektir."
Önce, zenginlerin mahkemelerde Latince gibi anlaşılmaz bir dil kullanarak yoksullara nasıl zulmettiğini anlatarak başladı söze:
"Bana kalırsa Latince konuşmak yoksullara ihanettir, çünkü mahkemede yoksullar ne söylendiğini anlamıyor ve eziliyorlar, iki kelime söylemek isteseler bir avukata ihtiyaç duyuyorlar."
Boka akıllı bir çocuktu ama insanların birbirinden farklı olduğunu, bu farklılıkların nedenlerini kavramak için acı çekmemiz gerektiğini henüz öğrenmemişti.