Hacerus

Hacerus
Yaptığım hiçbir şeyin hakkını veremeyerek emin olmayan adımlarla aynı yolları yürümeye devam ediyorum. Ya yolun sonunda iyi ki vazgeçmedim diyip yolumu seveceğim ya da yürürken kayboldum sandığım bir anda esas yolumu bulacağım.
Bir benzerlik kurmak gerekirse insanın acısı, gazın hareketine benziyordu. Belli miktarlarda gaz, boş bir kutuya pompalandığında kutu ne kadar büyük olursa olsun onu tamamen ve eşit dağılım göstererek doldurur. Aynı şekilde ıstırap da ister küçük ister büyük olsun insan ruhunu ve bilincini tamamen doldurur. Bu yüzden de insan ıstırabının boyutu tamamen görelidir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ama Papalagi nedense her şeyi kendisine göre bir hikmete, bir kurala bağlamaya can atar. Kendi burnu köpekbalığının dişi gibi sivri ya, ona göre güzel olan odur. Buna karşılık bizim sonsuza dek yuvarlak kalacak burnumuz ona göre çirkin ve biçimsizdir. Oysa biz tam tersini düşünürüz.
"İki adam bir bacadan aşağı iniyorlarmış. Biri temiz, öbürü pişmiş. Haham öğrencilerinden birine dönüp: 'Sence içlerinden hangisi yıkanmaya gidecek?' diye sormuş. Pis olanı, diye yanıt vermiş öğrenci. 'Hiç de değil!' demiş haham. 'Temiz olanı.' Yanında duran arkadaşının pis olduğunu gören adam: O pis olduğuna göre, ben de pis olmalıyım, gidip yıkanmam gerek, diye düşünür. Oysa pis olan, yanındaki arkadaşının temiz olduğunu görerek şöyle düşünür: O temiz olduğuna göre, ben de öyle olmalıyım. Öyleyse yıkanmama gerek yok.' Bunun üzerine haham konuşmasına şöyle devam etmiş: İki adam bir bacadan aşağı iniyorlarmış. Biri temiz, öbürü pişmiş. Sence içlerinden hangisi yıkanmaya gidecek? 'Temiz olan,' diye yanıt vermiş öğrencisi, heyecanla. 'Kesinlikle hayır! Pis olanı tabii ki. Ellerinin is içinde kaldığını görüp kendi kendine: Pisim! Gidip yıkanmam gerek, diyecektir. Öte yandan temiz olan, ellerinin temiz olduğunu görüp, kendi kendine şöyle diyecektir: Pis olmadığıma göre, gidip yıkanmama gerek yok... Sana bir sorum daha olacak, diye sürdürmüş haham. İki adam bir bacadan aşağı iniyorlarmış. Biri temiz, öbürü pişmiş. Sence içlerinden hangisi yıkanmaya gidecek?' Öğrenci artık anlamış olduğundan emin: 'Temiz ve pis olan!' diye haykırmış. 'Yanlış!' diye bağırmış haham. Anlamadığın şey şu, eğer iki adam bir bacadan iniyorlarsa, birisinin pis, öbürünün ise temiz olması imkânsızdır. Her ikisinin de pis olmaktan başka şansları yoktur. Eğer bir soru yanlış sorulursa, tüm yanıtlar yanlış verilir."
Peki bu acı nereden geliyor? Buda bu konuda çok açık. Acı, sahip çıkma ve sahip olmaya duyulan 'susuzluktan' doğar. Budizm'in gücü, acıdan kurtuluşun olası olduğunu iddia etmesinden gelir. Nasıl mı? Her türlü bağlılığın sona erdirilmesi, susuzluğun ortadan kaldırılmasıyla. Açgözlülüğün, nefretin ve yanılsamanın sönüp gitmesi, tam anlamıyla Nirvana'dır.
Soytarı ülkesini sevmezdi. İnsanların huzurunu, gizilgüçlerini sinsice uyuşturan bir uyku ilacı olarak görürdü. Bu konudaki hoşnutsuzluğunu ortaya koymak için trafiğin en yoğun olduğu saatlerde, kaplumbağası Eloîse'le birlikte gezmeyi severdi. Şehrin en kalabalık kavşağına giderdi; korna sesleri arasında ikisinin karşıdan karşıya geçmeleri, bazen yirmi dakikadan uzun sürerdi. "Sürekli hareket halindesiniz!" diye bağırırdı Soytarı, "Oysa kimsenin değiştiği yok! Sağa sola koşturup duruyorsunuz, ama tam olarak nereye gittiğini bilen yok. Hızınız gittikçe artıyor, ama kimsenin bir gelişme gösterdiği yok..."