Ortaçağ İslam din bilgini al-Ghazali, Hristiyan ve Musevi meslektaşlarından hiç geri kalmaksızın şunları yazıyor: "Erkeğin çektiği bütün belaların, bütün mutsuzlukların ve acıların kaynağının kadınlardan geldiği bir gerçektir." Bu sözlerden sonra Gazali, Havva'nın itaatsizliğinin kadınlara yüklediği 18 cezayı sayıyor. Bunlar arasında adet görme, hamile kalma ve doğum da var. Ama o, kadının varlığının biyolojik yapı ögeleriyle yetinmemekte, Tanrısal cezalar listesine kadınlara hak ettikleri sınırları gösteren toplumsal kuralları da almaktadır: Kadın kendi kişiliği üzerinde egemen olamaz, kocası istediği zaman kendisini boşayabilir ama kadın kocasını boşayamaz, bir erkek dört kadın alabilir ama bir kadının tek bir kocası olur, kadın evin kapalı bir bölmesinde yaşar, erkeğin ifadesine karşılık ancak iki kadının ifadesi gereklidir, kadın ancak yakın bir akrabasının eşliğinde evinden dışarı çıkabilir ve diğerleri.
II. Jean Paul papalık yıllarının büyük bir bölümünü, fakir ve okuma-yazması olmayan kadınlara prezervatif kullanmanın ahlâk yönünden ölümle eşdeğer olduğunu ve bu tür koruyucuları kullandıkları takdirde, İsa'nın çarmıhta ölümünün boşuna yapılmış bir özveri olacağını anlatan bir dizi ahlâk kuralları geliştirmek ve yaymakla geçirdi.
Milliyetçilik-başka hiçbir gücün yapamadığı ölçüde-, halkları bölen bir akım olarak daima ırkçılık, dinsel bağnazlık ve tribalizm (soy bencilliği) ile el ele yürüyor.
Sol ya da sağ totaliter sistemler, bazı yönleriyle birbirlerine o kadar benziyorlar ki ideolojik farklılıklar büyük ölçüde önemini yitiriyor. Onlar sürekli aydınlanmanın siyasal ve ahlâksal kazanımlarını geri çevirme çabası içindeler.