Bu serideki en dolu dolu romantik kitabı buydu kesinlikle! Yani Lovelight Farms'a başladığımda bir romantik kitap ihtiyacıyla başlamıştım, yorumunda da dolu dolu beklentiyle başlanırsa hayal kırıklığı yaşanacağını söylemiştim ama serinin üçüncü kitabı tüm bu ihtiyacı tek başına üstlenmişti resmen!
Tüm övgülerimi vermeden önce kitapta beni sinir eden tek iki şeyden bahsetmek istiyorum. Caleb bizim karşımıza ilk kitapta çıkıyordu, hatta Layla'dan hoşlandığı da fark ettirilmişti. Bu kitapta da ikisini okuyacak olduğum için heyecanlanmıştım çünkü Layla tam olarak o romantik kitap baş karakterlerine layık bir tiplemeydi. Ama sadece baş karakterimiz olacak diye uzun süredir normal gördüğü adama ilk sayfalarda bambaşka bakması biraz iğreti durmuştu bence. Bir parça daha zamana yayılabilirdi bence.
Bir de ilk iki kitaptaki smut daha dozunda iken bu kitapta yazara ne olduğu bilinmez ama uçmuştu resmen. Yani bir yerde yaklaşık 8-9 sayfaya tekabül eden smut içeriğe denk gelmeyi beklemiyordum. Bakakaldım ekrana resmen. Hani biraz bekliyordum, tamam, kabul ama bu kadarı fazla..
Tabi bu iki kısım beni üzse de kitabın kalanı tam bir rüyaydı! Caleb ve Layla'nın kendi deyişleri ile randevu olmayan randevularını okumak çok keyifliydi. Caleb'ın Layla'yı mutlu edebilmek için harcadığı çabalar... Harika bir soft book-boyfriend kendisi. Okurken aşırı keyif aldığım çiftlerden birisi oldular.
Kitabın henüz çevirisi yapılmamış olsa da serinin ilk iki kitabı Yabancı tarafından çevrilmiş. Her kitap zaman dilimi olarak birbirinin devamı gibi gözükse de baş karakterlerin her kitapta farklı kişiler olması serinin ayrı olarak da okunmasını sağlıyor. Eğer slowburn sevmiyorsanız, daha dolu dolu romantik okumak istiyorsanız bu kitabı diğerlerine göre daha çok öneririm. Ama daha önce de dediğim gibi
İlk kitabın yeri bende çok ayrıyken bu kitap beni birazcık hüsrana uğrattı.. Yazarın kalemi akıcıydı yine ancak sanki bazen takılan yerler vardı, eksik ya da zorlama gelen bazı yerler vardı. Benim mi içinde bulunduğum dönemden kaynaklıydı, yazarın son sözünde belirttiği kitabı yazma sürecinin sancılı geçmesinin yansımaları mıydı emin değilim ama bir şeyler bana eksik hissettirdi bu kitapta.
İlk kitap gibi bu kitapta da eski Türk gelenekleri motiflerine ve Şaman kültürüne yer verilmişti. Yine ilk kitapta olduğu gibi Defne Kutadgu Bilig üzerinden şifreler göndererek mesajlar göndermeye devam etti. Bu iki detay yine kitap içerisinde çok büyük önem taşımakla beraber okumayı keyifli kılıyordu. Özellikle şifreleri Sahaf Semahat ile takip etmek ve ne olacağını bulmaya çalışmak çok keyifliydi.
İlk kitapta Su kitabına ve suyun önemine yer verilirken bu kitapta ise Toprak kitabından kesitler sunulmuştu bize. Toprağın bizler için önemi üzerine hikayeler, anekdotlar okumak oldukça keyifliydi.
İlk kitaba nazaran daha fazla karakter vardı bu kitabın içerisinde. Bu karakter fazlalığı da kitabın belli yerlerde bence karışmasına sebebiyet vermişti. Sürekli olarak bir oraya bir buraya gidip durduk bence ve bu bende bir miktar kopukluğa sebep oldu. Bir valiyle, bir emniyet müdürüyle, bir bakmışsınız Defne ve Karacayla, hoop oradan Defne ve Güneş'e, sonra Umay nine ve Sahaf Semahat'e derken gerçekten çok dolanarak okuduk bu kitabı. Bu karakter karmaşası da hem kitabı yavaş okumama hem de uzatılmış gibi hissettirmesine sebep oldu bence.
İlk kitap gibi bu kitap da polisiye, gizem, mitolojik unsurlar, sosyal ve kültürel ögeler derken dolu dolu bir kitaptı. Kitabın özellikle Çorumda geçmesi ve Defne'nin tarihi eser kaçakçılığı araştırması üzerinden başlaması da kitaba ayrı bir detay
Serinin sonuna ulaştık Bu seriye ilk başladığımda abartıldığını düşünüyordum ancak okuması oldukça keyifliydi. Sadece acaba 3 kitaba -aslında 4 ama ben ara kitabı tamamen unutmak istiyorum- gerçekten gerek var mıydı emin değilim. Kaldı ki yazar teşekkür kısmında 'Siz istediniz, ben yazdım' gibi bir ifade kullanarak aslında planlamadığını da ortaya koymuşken... Tadı henüz kaçmamış olsa da bir kitap daha yazarsa kesinlikle tadının kaçacağına inanıyorum artık.
İlk iki kitapta Millie'yi hizmetçi olarak okurken bu sefer kendi ailesini kurmuş bir şekilde okuyoruz. Açıkçası başladığımda beni ne beklediğinden pek emin değildim. Sadece yazarın kaleminin çok akıcı olması ve merak beni kitaba çekip durmuştu. Keyifle de okuduğumu söyleyebilirim. Ama birkaç nokta beni delirtti...
İlk olarak sadece bir kitap olduğunu biliyorum ama bir mahalleye, hatta Millie'nin evi de dahil toplamda üç eve, bu kadar problematik insanları toplamak biraz abartı değil miydi? Yani tabii ki kurgu için bir şeyler olmalı ama bilmiyorum, bana biraz absürt geldi.
İkincisi de Millie'nin her şeyden çok güveniyorum, asla yapmaz öyle şeyler dediği kocasından bu denli şüphelenmesi? Hani canını bile emanet ederdin? Hani aranızda açık bir iletişim vardı ve bir sorun olursa konuşabilirdin onunla? Kitap boyunca 'acaba beni aldatıyor mu?' ikilemleri bana biraz ikiyüzlü geldi açıkçası, bilemiyorum.
Bunları bir kenara bırakırsak kitabın sonunu yarı yarıya tahmin ettiğimi söylemeliyim. Yani şüphelendiğim bir şeyler vardı ama bir o kadar da beni şaşırtan şeyler de vardı. Ters köşelerinden yazarın çok fazla bir şey kaybetmediğini düşünüyorum ama ilk kitaba nazaran biraz çiğ geldi bana nedense.. Ayrıca kimsenin ölüm şekli ile anlatılanın uyuşmamasına dikkat çekmemesi de sinirimi bozmadı değil. Kitabın sonunda her şey