Bu kitap sayfa sayısıyla gözümü çok korkutuyordu. Özellikle de yazardan daha önce Hayvan Mezarlığını okumuştum ve tarzını da az çok tahmin ediyordum, bu da sürekli kendimi geri çekmeme sebep oluyordu. Ama sonunda tüm cesaretimi topladım, iyi ki de yapmışım.
Kitabın genel olay akışı karışıktı bence. İlk başta Pennywise tarafından işlenen bir dizi cinayet okuduk, sonra şimdiki zamana döndük sonra döndük dolandık kasabanın tarihi hakkında bilgi edindik derken geçmişe, 1958'e döndük, hop oradan tekrar günümüze... Dikkatimi kitaba vermekte beni çok zorladı açıkçası bu düzen(sizlik). Tabii belli bir yerden sonra ister istemez alışılıyor çünkü 1200 sayfa başka türlü okunmuyor.
Bu karışık olay akışının yanında yedi karakter arasında gidip gelmeler de başlangıçta aynı düzeyde dikkatimi dağıttı. Kim kimdi, kim kiminle nasıl tanışmıştı, hangisi Henry tarafından ne için zorbalanıyordu derken bir sürü detay vardı kitapta. Bunlara da aynı şekilde ilerledikçe alışıyor ve oturtuyorsunuz ama o zamana kadar kesinlikle çok yorucu oluyor.
Tüm bunların yanında kurgu oldukça ilgi çekiciydi. Her ne kadar başlarda bu yoğun ve karışık kurgu yorsa da alıştıktan sonra akıp gidiyordu. Özellikle ne olacak merakı kitabı bırakmanızı engelliyor. Uzunluğu bir yerden sonra sadece kitabın ağırlığı sebebi ile gözüme geldi desem yalan olmaz.
Ama tabii bu demek değil ki uzatıldığını düşündüğüm yerler olmadı. Özellikle Derry'nin tarihi ve yerleşim düzeni açısından çok fazla tekrara düşmüştü yazar. Kitap içerisinde önemli bir yer tutuyor olsa da kanalizasyonlar hakkında bir kere bilgi almak bize yeterli gelecekken birkaç kere aynı konuya dönmek, kütüphane üzerinden defalarca geçmek, karakterlerimizin günümüzdeki halleri hakkında bir en başında bir de sonrasında buluştuklarında tekrar tekrar aynı şeyleri