Z

Z
@hecate_lll
Atypical Anatolian girl
162 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
İçimizde 'aidiyet' yok ise, şeytan büyür.
Puan vermedi·256 syf.··
2023 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2023 00:00
Kitabı okuyalı uzun zaman oldu, incelememi geç yazıyorum. Çünkü kitap bittiğinde yazmak istediğim onca cümle beni korkutmuştu. Ömer'le öyle bütünleşmiştim ki okurken; onun hayal kırıklıkları, sevgileri ve o derbeder yalnızlığı sanki gölgesiymişim gibi hâlâ benimle duruyordu odamda. Şimdi zaman geçti. Ama eminim yine o karanlık gölge hâlâ bana sarılı duruyordur. Öncelikle yazarı az çok tanıyan hakkında araştıran varsa bilir ki; çok çalkantılı bir hayatı ve ölümü olmuştur. Kitabında da bazı yazarları karakterize ettiği söyleniyor. İşte; Peyami Safa, Nihal Atsız ve Necip Fazıl gibi. Doğrusu ben o yanıyla pek ilgilenmedim. Burada da detayları paylaşmayacağım, merak ediyorsanız araştırıp okuyabilirsiniz. Ben çoğunun aksine kitabı okuduktan sonra öğrendim yazarın hayatını. O yüzden hangi dönemin şartlarında, hangi gerçekliklerde yazmış olursa olsun, olayları bilip bilmeme durumum, kitabında anlatmaya çalıştığı şeyi anlamayacağım anlamına gelmezdi. Velhasıl, yazar kendi zamanında çalkantılı bir yaşam sürmüş. Şimdilerde öyle değil ama eskiden sınır tanımaz elleri olan sanatçılar, kalemleri doğruyu yazan yazarlar, dilleri acıyı söyleyen şairler pek sevilmezmiş. Yazarın hayatı da onca yıl geçmesine rağmen hâlâ tartışıla gelmiş. Bana kalırsa, sanki kendini romanlarında, yazılarında anlattığı gibi; hiç bir yere ait olamıyor. Hâlâ onu bir yerlere koyabilen çıkamamış. Ne suçlayıp dışlayabiliyorlar ne de tamamen bağırlarına basabiliyorlar. Sabahattin Ali'yi sevmemin sebebi aslında kitaplarında kendisini sergileyişi. Hayatından, kendi düşüncelerinden kopuk cümleleri yok. Süslemeye hiç hacet göstermiyor. Ben bunu daha değerli buluyorum. Aslında çoğu yazar bunu yapar. Kalemlerinin gezip dolaştığı o kurgulu dünyalarında onları bulmamızı isterler. Çok insancıl. Tam da bu yüzden çok
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,9bin okunma
Reklam
Çocuk kalabilenlere...
10/10
·184 syf.··
2025 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2025 19:17
Bu kitap çocuklar gibi, onlara benziyor. Ama inanın bu bir çocuk kitabı değil. Çocuklar da dışarıdan; minik, tatlı, sanki içlerinde hiç tasa barındırmıyor gibi görünüyorlar ama her şeyi sünger gibi içlerine çeken zihinlerinin ve bitmez tükenmez meraklarının; minicik kalplerinin içinde biraz sevgi ve ilgi karşılığında hüzünle harmanlanışlarına şahit olursunuz çok geçmeden. "Bir gün acıyı keşfeden küçük bir çocuğun hikâyesi" diye yazılmış orijinal kapağında da. Bence büyümeyle gelen o yalnızlığın hikâyesi. Yazar, kendi çocukluğundan izler taşıyan bu kitabını tam 12 günde yazmış. Ama bana sorsanız o 12 gün boyunca ne çocuksu hislerle, ümit ve hüzünlerle dolmuştur. "Çünkü yazmalıydım" demiştir içinden. Çünkü yazmalıyız. Yazarsak biliniriz. Yazarsak, yaşarken bizi dinleyecek bir kişi bulamadıysak dahi, bir gün anlaşılabileceğimizi umut ederiz. Şimdi Vasconcelos'un, onu anlayan milyonlara sahip oluşu gibi. Kalbimize dokunan kitaplar hakkında da yazmalıyız. Tıpkı insanlar hakkında yazdığımız gibi. Yazmalıyız ki neye benziyor o hisler görebilelim. Harflerin şekillerine bürünmelerine izin verelim, tüm o hislerin. Ve sonra gerektiği anlarda o duyguyu bize hatırlatacak o cümlelere sarılabilelim. Kitap içeriğine değinecek olursak da; kitapta Zezé'yle tanışıyorsunuz ki; 5 yaşlarında hayallerle çevrili, muzırlıklar peşinde, onca soruna rağmen musmutlu bir çocuk gibi. Onun gözlerinden gördüğünüz o dünyayı basit bulma eğiliminde de oluyorsunuz istemsiz. Okumaya devam edesiniz gelmiyor, yaşlı hisseden kalbiniz böbürleniyor: 'Bana ne katacak zaten ki?' diyorsunuz. Sonra nedense bırakamıyorsunuz, acaba yine ne yaptı diye çocuksu bir merakla elinize alıp duruyorsunuz kitabı. Sonra öğretiyor Zezé bize: Çocuk kalbini. Zezé; ailesinin yoksulluk ve sefalet içerisinde olduğunu her
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,2bin okunma
7/10
·174 syf.··
2021 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2021 05:23
Bize 1920'lerin İstanbul'unu, Batı'yla tanışan ve hızla değişen toplumunu, sanki o dönem insanıymışız gibi bu kadar derinden yaşatabilen bir yazarı okumaktan ne kadar zevk aldığımı söyleyerek başlamak istiyorum konuşmama. Eski kelimelerle dolu olmasına rağmen anlaşılır kalemi olan bir yazar Reşat Nuri. Öyle sakin ve naif bir üslubu var ki, bir kaç kitabını üst üste okumaya görün konuşmanızda Zeki Müren havası, oturup kalkışınızda ise etkisi kolay kolay geçmeyecek bir zarafet ve ağırlık seziliyor olacak. Yazar babasının asker oluşu sebebiyle bir çok şehri gezerek yaşadığından ve eğitiminin çeşitliliğinden dolayı zenginleşen hikâyelerinde, biz de bazen Anadolu'yu gezerek o hislerle sarmalanır ve dönemin umudu simgeleyen ve renklenen sokaklarında, hem çalkantılı hem de durgun insanlarıyla tanışırken buluruz kendimizi. Kendinden, döneminden ve anılarından harmanladığı kitaplarını doğrusu bir kez okumakla hiç bir zaman yetinemedim. Eski zamanların o ölçülü havasını arayanlar, sevenler bilir böyle kitapların, filmlerin ve müziklerin tadını. Sönmüş Yıldızlar'da ise bu dönemin insanlarının aşklarına, evliliklerine, ihanetlerine, pişmanlık ve ardından gelen hüzünlü ayrılıklarına tanık olacaksınız. 21 kısa hikâyesiyle başta ilişkiler ve aşk olmak üzere bir çok duyguyu, bambaşka insanlar ve mekânlarla ele almış. Kitabın ilk öyküleri karşılıklı mektuplaşmalarla diğer öyküleri ise diyaloglar eşliğinde ilerliyor. Mektup diyorum ama ne mektuplar... Ustaca anlatımların ardında yarım kalmışlık ve hasretler saklı. Doğrusu her cümlesini tekrar tekrar okudum. Bir zaman sonra da bu öyküleri tekrar okuyacağıma eminim. Son bir kaç gecemi Türk Sanat Müziği eşliğinde, duygu yüklü hikâyeleriyle kapatıp, eski Türk filmi izlemişim tadında uykuya dalarak geçirmeme sebep olmasıyla gönlümü
Sönmüş YıldızlarReşat Nuri Güntekin · İnkilâp Kitabevi · 2005757 okunma
Kitabın sonuna küçük bir not: "Zaman geçmeliydi. Şimdi anladım.."
Puan vermedi·210 syf.··
2021 16. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2021 16:24
Kitaptan önce yazarından bahsetmek gerekir ki o; zamanında adı Şiraz olan günümüz İran'ında 12yy da yaşamış ve Fars Edebiyat'ının en bilindik isimlerindendir. Şiraz'ın Atabek'i ('Atabey' dönemin Selçuklu Devleti'nde şehzade eğitmeni olup, bir belde ya da şehrin başına konulan insanlara verilen ünvandır.) Ebubekir'e sunduğu iki ünlü kitabı Bostan ve Gülistan ile, ona verilen mahlası Sa'dî-i Şirazi olarak günümüze kadar uzanan ünüyle tanınacak olan şairdir. Çocuk yaşta babasını kaybetmiş daha sonra da Moğol istilasından dolayı İran'dan kaçıp Bağdat'a gelmiştir. Bağdat'da, Nizamülmülk'ün -şu sıralar TRT 1 de yayınlanan ve bizi ekranlara bağlayan Selçuklu dizisinden tanıdığımız ünlü Selçuklu veziri- zamanında kurduğu Nizamiye Medresesi'nde eğitim almıştır. Bu medrese de devrin ünlü bilginleriyle döneminin şartlarına göre çok akademik bir eğitim almıştır. Lâkin o bilgin arkadaşları gibi ciddi değil, sempatik ve halktan kopmak istemeyen birisidir. En sonunda da içindeki gezgine dur diyememiş, sayısız ülkeye seyahat etmiş ve sayısız maceraya atılmıştır. Kitabı ilk çocukluk yıllarımda evde bulup okumuştum, geçenlerde tesadüfen tekrar buldum ve içinde orantısız el yazımla 'bu ne demek, anlamadım' gibi kelimelerle ve karalamalarla dolu olduğunu görüp tekrar okumaya başladım ve iyiki okumuşum dedim. Son bir haftamı süsleyen bir başucu kitabı oldu. Öğütleriyle dedesinden hikâyeler dinleyerek uykuya dalan çocuklar gibi hissettim. Yazar, seyehatleri ve anılarıyla harmanladığı Gülistan eserinde bizlere aradan asırlar geçmesine rağmen değeri eskimeyen öğütler vermiş. Kitaptaki öğütlerin muhatabı da belli bir kesim yahut da meslek grubu değildir. Herkese ve her konudan hitap eder Gülistan. Kimi zaman aşka, ilişkilere, kimi zaman siyasete kimi zaman da doğaya yönelik konuları; fıkra,
GülistanŞeyh Sadi Şirazi · Antik Kitap · 20106,7bin okunma
9/10
·80 syf.··
2021 15. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2021 21:07
Bu kitapta gözlerinizin satırları dalgınca anlamadan okumasına izin yok. Çünkü Stefan Zweig'in kitaplarında yürümek bile öylesine değildir. Öyle bir anlatımı vardır ki, karakterler gibi hissedersiniz hatta farketmeden karakterler siz olursunuz. Onu okurken, o muhteşem şiirsel betimlemelerini kaçırmamak için kafanızın içini boşaltmalı ve sadece hikâyeye odaklanmalısınız. Kısa olmasına rağmen yüzlerce sayfalık bir roman okumuş gibi hissedecek ve verdiği o tatlı yorgunluğun ağırlığıyla bitireceksiniz her kitabını. Stefan Zweig Korku'da, varlıklı bir kadının evliliğinden sıkılması sonucu bir adamla kurduğu gizli ilişkisini ve bu ilişkinin ortaya çıkması ihtimalinden doğan korkularını anlatıyor. Baş kahramanın yaşadığı bu aşk serüveninin elindekileri kaybetmesine değip değmeyeceğini sorgulamaya başlaması ona; çevresini, kocasını, hatta çocuklarını gözleme fırsatı sunuyor. Ve herkese ne kadar yabancı ve uzak olduğunu farkettiği gün tüm korkularıyla baş başa kalıyor. Yaptığı hatalardan dolayı cezalandırılmayı bekliyor ama kaybetme korkusundan ötürü bunu dillendiremediği için kısır bir döngü içerisinde amansız bir iç savaş vermeye başlıyor. Bize de bu güzel öyküden bir çok ders çıkarmak düşüyor... (Korku; Hans Steinhoff’un yönettiği 1928, "Angst" adlı sessiz filmine ve Roberto Rossellini’nin yönettiği 1954 yapımı "Fear" filmine uyarlanmıştır.)
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,9bin okunma
Reklam